Tatil Yerleri Seyir Rehberi
   
  HOME PAGE  
Tatil Seyir Rehberi Sosyal Medya

TÜRKİYE ÖZEL -S-Z

S-Ş-T-U-Ü-V-Y-Z

safranbolu-sagalassos-saklıkent-samandağ-sarıgerme-sedir adası-seferihisar-selçuk-selime-serik-sığacık-side-silifke-sinasos(mustafapaşa)-sinop-soğanlı vadisi-söğüt-sümela manastırı-sünnet&çubuk gölleri-şile şirince-taraklı-tarsus-teos-torba-trilye-troy-turgutreis-uçhisar-uludağ-uluyayla-urfa-urla-uzuncaburç-ürgüp-ürkmez-van-yalıkavak-yalova-yedigöller-yörükköyü-yumurtalık 

TurkiyeOzel-S-Z resimleri
  Türkiye Özel -S-Z Promotion
  Türkiye Özel -S-Z Photo
  Where should visit
  Shopping
  Recreation
  Food and Drink
  Accommodation
  Transportation
  Useful Information
  Türkiye Özel -S-Z Guide
  Guest Book
 

GEZİLECEK YERLER - TÜRKİYE ÖZEL -S-Z

S-Ş-T-U-Ü-V-Y-Z

 

S-Ş-T-U-Ü-V-Y-Z

 

safranbolu-sagalassos-saklıkent-samandağ-sarıgerme-

sedir adası-seferihisar-selçuk-selime-serik sığacık-side-silifke-

sinasos(mustafapaşa)-sinop-soğanlı vadisi-söğüt-sümela manastırı-

sünnet&çubuk gölleri-şile-şirince-taraklı-tarsus-teos-torba-trilye-troy-

turgutreis-uçhisar-uludağ-uluyayla-urfa-urla-uzuncaburç-ürgüp-ürkmez-van-yalıkavak-

yalova-yedigöller-yörükköyü-yumurtalık 

 

SAFRANBOLU

Tarihin mola verdiği yer

 

 

Dosya:Safranbolu traditional houses.jpg

 

 

 

 

 Dosya:Safranbolu Fountain 2.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dosya:Safranbolu Old Government Building and Clock Tower.jpg

 

 

Adını yörede yetiştirilen safran bitkisinden alan Safranbolu, gerçek bir müze kent. Bölge, kültürel mirasını, çevresel dokusunu koruyabilen çok özel bir yer....

safran

Karabük'ten çıkıp Safranbolu'ya girdiğinizde modern bir şehir karşılıyor sizi. Meydandan yokuş aşağı inip köşeyi döndüğünüz anda ise işler değişiyor. Yemyeşil ağaçlar arasında maket gibi evler, insanı geçmişe götüren konaklara hayranlıkla bakakalıyorsunuz.


Safranbolu gezinize Safranbolu'yu tepeden panaromik görmenizi sağlayacak olan Hıdırlık Tepesi'ne çıkarak başlayın. Türklerin Safranbolu'ya geldikleri vakit konuşlandığı yer olan Hıdırlık Tepesi'nde önceleri yağmur duası ile hıdırellez kutlamaları yapılırmış. Şimdi bir park alanı olarak düzenlenmiş bu tepeden Cinci Han, kale, saat kulesi, tabakhane, hanlar, hamamlar ve eski evler gözlerinizin önüne  seriliyor.

3000 yıllık tarihi geçmişe sahip olan Safranbolu pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve günümüze bir kültür zenginliği olarak ulaşmış. Özellikle Osmanlı döneminden kalma, han, hamam, cami, çeşme, köprü ve eşsiz konaklar gelenlere hayranlık uyandıracak nitelikte. Safranbolu'yu Korumadaki bu başarısı, 1994 yılında Unesco tarafından "Dünya Mirası Listesi"ne alınmasını sağlamış. Tüm Türkiye'de koruma altında bulunan yaklaşık 40.000 tarihi eserden 1120'sine sahip olan Safranbolu, bu zenginliği ile bir müze kent görünümünde.

Her evin ayrı hikayesi var
 
Safranbolu evleri, yapıldıkları dönemin özelliklerini, kültürünü, yaşayış biçimini yansıtır. Safranbolu'nun zengin kültürü ve bir dönem yaşadığı ticari hareketlilik, dünyaca ünlü evlerine de etkisini yansıtmış.

Safranbolu da şehrin oluşumunda hem fonksiyonellik ön planda tutulmuş, hem de estetik kaygılar hiçbir şekilde terk edilmemiş.

 Safranbolu evlerinde ilk kat avluyu oluşturur. Taş ya da beton avlu, bazı evlerde yerini direk toprağa bırakır. Genellikle iki ya da üç katlı olan evler ikinci kattan itibaren ahşaba ve kerpice dönerler. İkinci katın tavan yüksekliği de üçüncü kattan daha azdır. Çıkma ve cumbalarla alan yönünden genişletilen son kat çok sayıda dar pencere ile süslenmiştir. Üst kat pencereleri ışığı ve görüntüyü en iyi alacak biçimde ileri doğru itilmiştir.

Safranbolu evlerinde bir üst kat daima bir alt kata göre daha önemlidir ve sokağın üzerine taşan üst katlar her evde ulaşılmak istenen amaç durumundadır. Evlerin tümüne yakını iki ya da üç katlı inşa edilmiş.

Ticaret ve el sanatlarıyla zenginleşen Safranbolu halkının, şehrin iki bölümünde, yıl içinde iki ayrı mevsimi yaşamak üzere, (günümüzde yazlık-kışlık olarak adlandırılan) iki evleri varmış.
Kışlık evlerin bulunduğu ve iki derenin oluşturduğu vadi, diğer bir tanımla çarşı; dericilik, yemenicilik, demircilik, bakırcılık, semercilik, saraçlık, nalbantlık, keçecilik, kereste ticaretinin yapıldığı kesimdir ve İş alanları Lonca düzeni şeklinde ayrı sokaklar içinde toplanmıştır. Yazlık evler ise, bağ ve bahçeler arasında sayfiye yeri konumundaki bağlardadır. İki bölge arası 3,5 km uzaklıkta ve rakım farkı 350 m.dir.

Kentteki Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır. Her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilen Safranbolu'da evler birbirinin görüntüsünü kesmiyor.

Nasıl Gidilir?

SAFRANBOLU'NUN İstanbul'a uzaklığı 398 km, İzmir'e 732 km, Ankara'ya 215 km. Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak 82 km. sonra Karabük'e, Karabük'ten 8 km sonra da Safranbolu'ya varılır.

Ne Yenir?

SAFRANBOLU bükmesi, kuyu kebabı, cevizli yayım (erişte), su böreği, ev baklavası, zerde tatlısı ve gözleme her zaman bulunabilecek yöresel yemeklerden. Merkez Safranbolu'da ise her çeşit yemek ve pide çeşitlerini bulabilirsiniz.

Nerede Kalınır?

Tarihi kentte konaklama tesisleri eski evlerden ve konaklardan oluşuyor. Hatice Hanım Konakları: (0 370) 712 75 45 Zalifre Otel: (0 370) 725 47 20 Paşa Konağı (0370) 712 81 53 Sefa Pansiyon: (0370) 712 28 23

Mutlaka Yapın!..

"Tarihi Kent" dokusu içerisindeki ahşap evler Cinci Han, kale, saat kulesi, demirciler ve bakırcıların bulunduğu çarşı mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Helvasını ve lokumunu da unutmayın.


SAGALASSOS

tıklyınız >>> SAGALASSOS

 

 

SAKLIKENT KANYONU

Dağların arasındaki gizem

 

 

Dalyan Tatil - Saklıkent turu

    

 

 

 

 

 

 

18 kilometre uzunluğunda ve yaklaşık 90 metre derinliğindeki Saklıkent Kanyonu, kayaların içinden çıkan soğuk suyu ve eşsiz doğal güzelliğiyle yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor. Akdeniz'in sıcağından bunaldıysanız, bir gün değişiklik yapıp adeta bir doğa harikası olan Saklıkent'e mutlaka gidin..

Fethiye-Antalya Karayolu'ndan biraz içeride, Akdağ'ın eteklerinde kayalar içerisinde yer alan Saklıkent, Türkiye'nin en uzun ve en derin kanyonu olma özelliğine sahip. Saklıkent, 18 kilometre uzunluğunda ve 90 metre yüksekliğinde. Yakın bir zamanda, 80'li yılların başında koyunlarını arayan bir çoban tarafından keşfedildi.

Kanyona nehir üzerindeki sarp kayalara yapılmış ahşap bir köprüyle giriliyor. İçeriye girildiğinde kayalardan adeta fışkırırcasına akan sular karşılıyor sizi. Nehrin üzerinde kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler var. İskeleden tek sıra ilerliyor ve 100 metre kadar sonra nehrin doğduğu yere ulaşıyorsunuz. Çoğu ziyaretçi buraya kadar gelip müthiş bir çağıltıyla dökülen suları, nehir üzerine kurulmuş restoranda oturup izliyor ve geri dönüyor.
İsteyenler buz gibi suyu aşarak karşı kıyıya geçip, kanyonun derinliklerine doğru ilerliyor. Saklıkent'in ayakları kesen suyunda yürümek, karşıya geçmek ilginç bir tecrübe. Nehir yaz-kış öylesine deli akıyor ki akıntıya karşı ilerlemek mümkün değil. Özellikle karşıya geçerken suyun dibi çakıl olduğundan lastik ya da bez ayakkabınızı yanınıza almayı unutmayın. Ayakkabınız yoksa kanyon girişinde bu ayakkabıyı kiralayanlardan da temin eedebilirsiniz.

Sıcaklık yarıya iniyor
 
Kanyon kimi zaman engebeli bir biçimde 18 kilometre sürüyor. Gittikçe daraldığından ilerlemek oldukça zor. Fakat 6 kilometresi yürüyüş yapmak için çok uygun. İlerlemeyi şelaleler ve kayalıklar zorlaştırıyor. Kendinizi fazla zorlamadan birkaç kilometre yürüyerek de kanyonun keyfine varabilirsiniz. Genelde ziyaretçiler de öyle yapıyor. 40 derecelik hava sıcaklığı burada yarıya iniyor.
Kanyonda taşların ve kayaların çok çeşitli şekiller almış olduğunu görebilirsiniz. Özellikle yabancı turistler ve çocuklar çamur banyosu yapmaya bayılıyor. Kaya kenarlarındaki çamurun cilde yararlı olduğu söyleniyor. Dönüşte yorgunluğunuzu suların üzerine kurulmuş ahşap balkonlarda, sedir ve kilimlerin üzerinde çaylarınızı yudumlayarak ve köylülerin yapmış olduğu gözlemelerden yiyerek atmayı unutmayın.

Nasıl Gidilir?

Saklıkent'e Fethiye-Antalya Karayolu ile ulaşabilirsiniz. Kemer'den sonra Saklıkent levhasının gösterdiği yola girdiğinizde, önce Tlos dönüşüne, 21 kilometre sonra da Kayadibi Köyü'ndeki kanyona varırsınız.

Ne Yenir?

Saklıkent yolu üzerinde sağlısollu çok sayıda mantı, gözleme ve ızgara türü servis yapan yerler göreceksiniz.Ayrıca Kanyon girişinde nehir üzerinde kurulmuş birçok restoran mevcut. Buralarda ağaçların altında suların üzerindeki ahşap balkonlarda, sedir ve kilimlerin üstünde alabalık ve gözleme yemeden kesinlikle dönmeyin. Alabalığın lezzeti başka yerlerdekine hiç mi hiç benzemiyor.

Nerede Kalınır?

Pansiyonlar ve ağaç evler bulunmakla beraber, Saklıkent genelde günübirlik ziyaretçilerin geldiği, konaklamadan çok restoranların ön planda olduğu bir yer. Günübirlik ziyaretçiler genelde Fethiye, Patara, Kaş ve Kalkan'dan geliyor. Çok güzel kamp alanları da mevcut. Ağaç evlerde konaklama Romantizmi sevenler için...Mountain Lodge: (0252) 638 25 15, Saklıkent Gorge: (0252) 659 00 74.

 

SAMANDAĞ

Antakya sahillerinde, Roma döneminin en önemli liman kentlerinden biri.

 

Samandağ’ın bir ucu Yayladağı’na dayanır diğer ucu Musa Dağı’na. Bu iki yükselti arasında bir ova ve delta özelliği ile kendini gizler Samandağ. Hem sert mevsim koşullarından hem de insanlardan. Yayladağı kışın karını ve soğuğunu tutar ve Samandağ’a neredeyse hiç kar yağmaz. Kışları serin bir hava ile yemyeşil doğa bahara kadar kendini gösterir.Yayladağı sınırında Dağdükler bölgesi tüm Samandağ ovasını ve Sahili görmeniz için eşsiz bir görüş açısı verir. Asi Nehri’nin Akdeniz’le buluşmasını buradan çok net görebilirsiniz. Bu köyün resmi adı Gözene, ama Dağdükler olarak biliniyor. Çünkü bu köyde yaşayan herkesin soyadı Dağdük. Kime sorsanız soyadı mutlaka Dağdük! Sebebi de hepsinin tek bir aileden geliyor olması. Hatta Suriye’de de Dağdük adlı bir yerleşim varmış, aynen burası gibi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Samandağı plajı (vlkn)...

 

Türkiye’ye karşıdan bakan Samandağ aynı zamanda dünyanın en uzun plajlarına ve dünyanın ilk tüneli olan Titus Tüneli ve Kaya Mezarlarına sahip.

titus tüneli

ANTAKYA - SAMANDAĞ - VESPASİANUS - TİTUS TÜNELİ

Beşikli Kaya Mezarları

ANTAKYA SAMANDAĞ BEŞİKLİ KAYA MEZARLARI

 kayamezarlari-1

Türkiye’nin en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Samandağ M.Ö.300’lü yıllarda  Selefkiler tarafından Musa Dağı eteklerinde denize hakim yamaçlarda Antakya’nın bir liman kenti olarak kurulmuş. Özellikle Roma döneminde en önemli liman kentlerinden biriymiş.

Antakya’ya 25 km uzaklıktaki Samandağ, sayfiye kenti olarak anılıyor. Ilıman iklime sahip Antakya'da denize girmek için Samandağ kıyıları kullanılıyor. 14 kilometre uzunluğuyla dünyanın sayılı uzun plajları arasında sayılıyor Samandağ sahilleri. Her ne kadar çirkin yapılaşma ve betonlaşmadan fazlasıyla nasibini almış olsa da bölge denize girmek isteyenlerce hala büyük ilgi görüyor.

samandag4.jpg

plajda yuzen ınsanlar 

Asi Nehri’de burada denize dökülüyor. Bu kumsal aynı zamanda nesli tehlikede olan yeşil kaplumbağa (Chelonia Mydas)  ve Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının sayılı yumurtlama alanlarından biri. Plajın hemen gerisinde piknik alanları, pansiyon ve lokantalar var.

 

Samandağ İlçe merkezinde tarihi yapı yok fakat plajın hemen arkasında Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yer olarak kabul edilen kayanın üzerinde Hızır (a.s) türbesi bulunuyor. Burası Samandağ’ın sembolü haline gelmiş neredeyse. Samandağ’a ilk gelenlerin ziyaret yerlerinden biri. Her zaman kalabalık durumda.


 

musa ağacı

 

MUSA AĞACI

“Musa Ağacı” olarak bilinen bu ağacın, Hz. Musa’nın bastonunun yeşermesiyle meydana geldiğine inanılır. Çınar ağacının, bilim adamları göre, 1000-1200 yıllık bir geçmişinin olduğu tahmin ediliyor. Musa Ağacı denilen bu onlarca asırlık, dev çınarın çevresi 20 metre civarında.

 

 

Dünyanın ilk tüneli


Samandağ dünyanın ilk tüneli olan Titus Tüneli ve Kaya Mezarlarına sahip. 1.330 metre uzunluğundaki Titus Tüneli, Milattan Önce 300'lerde Musa Dağı'ndan gelen ve kenti tehdit eden sel sularını önlemek amacıyla bin kişilik esir ordusu tarafından 10 yıl boyunca dağ delinerek açılmış. İmparator Vespasianus tarafından başlatılan tünel Titus zamanında tamamlanmış ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları, yüksekliği 7 m, genişliği 6 m olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtılmak suretiyle limanın dolması da engellenmiş.

samandağından bazı kareler

Titus Tünelinin deniz tarafından girişine yakın yerde Roma döneminde yapılan taşa oyulmuş 12 kaya mezarı var. Bunlardan en genişi ve en ünlüsü Beşikli Mağara. Diğerlerine göre daha gösterişli ve farklı yapıldğından halk arasında bu adla anılıyor.

Aknehir beldesinde ise denizden yüksekliği 479 m olan bir tepe üzerinde St. Simon Manastırı bulunuyor. Türkiye İnanç Turizmi Haritası’nda da yeralan Manastır  6. yüzyılda St. Simon adına yapılmış. Bu Manastır Antakyalı St.Simone’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmış. Manastırın bulunduğu tepenin panoraması da büyüleyici.


 

Batıayaz (Teknepınar) Yaylası

Doğal su kaynakları ve yaz aylarındaki serinliği ile ünlüdür. Bu güzel yayla Antakya ve Samandağ’a 15 Km mesafede. Yayladaki civar köylerde günübirlik turizme yönelik tesisler ve piknik yerleri mevcut. Eriklikuyu Köyü’nde her yıl Haziran ayı ortalarında “Erik Festivali” düzenleniyor.

 

Görülmeye Değer Diğer Yerler:

Erken Hıristiyan zamanlarından itibaren Amanos Dağları’nın güney kesimleri aktif bir dini hayata sahne olmuştur. Bir çok kilise kalıntıları yanında, mimari heykel parçaları ve neredeyse ulaşılamaz yalçın kayalıklarda açılmış sayısız inziva mağaraları bunun önemli göstergeleridir.Seleucia Pierria Antik Kenti üst kısmında kurulmuş Kapısuyu Köyü’nden Keldağ, Akdeniz ve Samandağ bir başka güzel görünür. Kapısuyu Camisi kilise olarak inşa edilmiş bir yapıdır. Narenciye bahçeleri ve yeşillikler arasındaki Vakıflı Köyüziyaret edilirken köyde bulunan ibadete açık yeni restore edilmiş Vakıflı Ermeni Kilisesi dikkati çeker.

vakıflı köyü kilisesi 

 

Yoğunoluk Köyü’nde Kilise (1633-1646 yıllarında inşa edilmiştir) ve Fransız Okulu yapılarını görmek mümkündür. Yoğunoluk’tan Eriklikuyu’ya giderken yolun sağında muhtemelen 1040’larda inşa edilmiş “Hayatın Ağacı Kilisesi (The Church of The Wood of Life)” kalıntıları bulunmaktadır.

Teknepınar Köyü’nde ayakta kalmış bir St. Meletios Kilisesi (1897 yılında restore edilmiş) ile muhtemelen M.S 6. yüzyılda yapılmış küçük bir kiliseye (StJohn Chrysostomos) ait kalıntılar görülebilecek yerler arasındadır. Teknepınar Camisi de kilise olarak inşa edilmiş bir yapıdır.

Nasıl Gidilir?

Hatay-İstanbul 1100, Ankara 682 , Adana 192 km. İstanbul'dan yola çıkanlar otobandan Bolu, Ankara, Aksaray, Ulukışla, Pozantı ve Adana yoluyla güneye inerek Antakya'ya ulaşabilirler. Antakya-Samandağ arası 25 km.

Ne Yenir?

Samandağ balık lokantalarıyla ünlü. Antakya’dan özellikle balık yemeye gelenler oldukça fazla. Balıklar yöreye özgü mezelerle sunuluyor.Plajın hemen gerisinde başlayan lokantaların fiyatları da oldukça makul.

Nerede Kalınır?

Yaz dönemi oldukça hareketli geçiyor burada. Fakat nitelikli otel yok denecek kadar az. Bu tip otel arayanlar, Antakya’da kalabilirler. Büyük Antakya Oteli: 0 326 213 58 60, Orontes Otel: 0326 214 59 3, Büyük Özcihan: 0326 231 67 17, Büyük Çınar Otel: 0326 231 40 14, Savon Otel: 0326 2146355.

 

SARIGERME

Altın kumsallı köy.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sığ ama dalgalı denizi, Baba Adası ve dağlara kadar uzanan çam ormanları ile Sarıgerme, son yılların en popüler turizm merkezlerinden.

Dalaman ile Ortaca arasına sıkışmış bir koy Sarıgerme. Tarihi alt yapısıyla çok fazla ön plana çıkmasa da altın renkli plajıyla çok ilgi çekiyor. Dalaman Havaalanı'na yakınlığı ve modern konaklama tesislerinin hizmete girmesiyle ünlenen Sarıgerme, Osmaniye Köyü'nün sahilinin adı.

Sarıgerme isminin şu öyküden geldiği söyleniyor;

"Yıllar önce Saros Dağları'ndan kesilen tomruklar, Dalaman Çayı'na taşınır,denize taşmasın diye de nehrin ağzına ağ gerilirmiş. Bölgede Sarısu isimli bir de çay varmış. İşte bu ağ germe islemiyle çayın ismi birleştirilince yörenin adı "Sarıgerme" olmuş.

" Osmaniye Köyü 850 m. içeride. Osmaniye'den sahile girerken eğer özel aracınızla geliyorsanız aracınızı köyün hemen çıkışındaki park yerlerine bırakmalısınız. Buradan plaj yaklaşık 7-8 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Eğer yürümek istemezseniz belediyenin tahsis ettiği çekçekler ile de plaja gidebilirsiniz. Sabah 10.00'dan akşam 19.30'a kadar çekçekler çalışıyor. Sahil düzenlemesi ve bakımı için girişte küçük bir katkı payı alınıyor. Gişelerden sonra çam ağaçları ve narenciye bahçeleri arasında plaja doğru yürürken sağ tarafınızda etrafı tel örgülerle çevrili alanda son derece sevimli olan ceylanlar ve tavşanlar göreceksiniz.

Sarıgerme sahili Çevre Eğitim Derneği'nin kurulmasıyla çevre düzeni, yol, park, su, duş-wc gibi hizmetlere kavuşmuş. Son derece güzel düzenleme yapılan plajın arkasındaki yeşil alanda mangal yakmamak kaydıyla piknik yapabilirsiniz.

Adaya yüzebilirsiniz

Orman içine gizlenmiş Magic Life Oteli sahilin büyük kısmını kapatmış. 7 km. uzunluğundaki Sarıgerme kumsalı, çevredeki en eğlenceli kumsallardan biri ancak denizi biraz dalgalı. Denize girmenin tehlikeli olduğu söylense de buna turistlerde dahil çok aldırış eden yok. Çünkü Sarıgerme'nin denizi Karadeniz gibi bir anda derinleşmiyor. Sadece dalgalarla boğuşuyorsunuz.

Kumsalın hemen karşısında, birkaç kulaç ötede Baba Adası bulunuyor. Sarıgerme'nin Altın kumlarından, serin sularına süzülerek karşısındaki adaya yüzenler çok fazla. Ada, Marmaris-Göcek arasında dolaşan teknelerin ve yatların da uğrak yerlerinden biri. Adanın Sarıgerme'ye bakan yüzü korunaklı ve tekneler bu yüze bağlanıyor. Adanın arka yüzü ise kayalık ve dalma meraklıları için uygun.

Dalış yapabilirsiniz
 
Sarıgerme'den Dalyan ve Kaunos'a gitmek isteyenler Ortaca'dan 12 km. uzaklıktaki yöreye deniz veya kara yolculuğunu tercih ederek ulaşabilirler.

Sarıgerme kaplıca ve yeraltısuları bakımından da ünlü. Bölgede bulunan kükürtlü kaplıcanın romatizma, siyatik, kireçlenme gibi rahatsızlıklara iyi geldiği söyleniyor. Paraşüt, kayak, banana, sörf, yelken, jet-ski ve kano da Sarıgerme'de yapabilecekleriniz arasında yer alıyor. Deniz çoğu zaman dalgalı olduğu için sörf meraklıları da bir hayli fazla.

Baba Adası etrafında dalış yapmak ve trekkingde alternatifler arasında. Sarıgerme'nin bileklerinize kadar yükselen su ve ince kumunda 7 km'lik kumsal boyunca da keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Nasıl Gidilir?

SARIGERME, İstanbul'a 870 km, Antalya'ya 260 km, İzmir'e 307 km. Dalaman Havaalanı'na 20 km uzaklıkta. Dalaman Havalimanı yönünden gelirken, Dalaman'a girmeden önce, Sarıgerme yol ayrımı önce Osmaniye köyüne ulaştırıyor, ardından da Sarıgerme sahiline çıkarıyor. Ortaca yönünden gelirken, yine Dalaman öncesinde Osmaniye-Sarıgerme yön levhasını izlemek gerekiyor.

Ne Yenir?

SARIGERME, küçük bir yer olmasına rağmen çokca kebapçı ve deniz ürünü bulabileceğiniz küçük restoranlar var. Ayrıca yemek için otellerin restoranlarını da tercih edebilirsiniz. Ekonomik fiyatlı balıklar arasında kefal, levrek, çipura bulunuyor.

Nerede Kalınır?

SARIGERME, yıldızlı modern otellerin boy göstermeye başladığı bir kumsal. Ucuz otellerin çoğu sahile uzak mesafede olsa da manzarası çok güzel. Çam, zeytin ağaçları ve narenciye bahçeleri arasında yer alıyorlar. Turkuaz Otel: 0 252 286 86 08, Ra Hotel:25280 63, Hakan Pansiyon:0 252 286 82 91, Köşk Begonvile: 0 252 286 51 53, Sümela Pansiyon: 0 252 286 83 20, Şahin 0 252 286 82 84.

 

 

SEDİR ADASI

Suyun karayla dansı GÖKOVA'LI Sedir Adası

 

Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı olan Sedir Adası Türkiye’nin Hawai’si olarak isimlendirilen Ege Denizi’ndeki inci adalardan biridir.  
Diğer adı Cleopatra olan bu adanın antik zamanlarda Cleopatra’ya hediye edildiği rivayetler arasındadır. Kumları çok değişik ve dikkat çekicidir. Sedir Adası’ndaki plajlardan kum alınması kesinlikle yasaktır. Çok değerli olan kumlarının Mısır’dan

getirildiği rivayet edilir.Plaja Kleopatra gelse giremez!Kumlar boncuk gibidir ve insan tenine yapışmaz ve en büyük özelliği de ateşte yanıyor olmasıdır. Sezar’ın, Cleopatra’ya evlilik teklifini kabul ettiği için getirttiği kumların her zerresi Sedir Adası’nın adeta inci taneleridir.r

 

   

    

 

'' Diğer adıyla KLEOPATRA ADASI '' ....!

 

Kleopatra kumu protestosu 

kleopatra' ın incileri..! (pardon kumları )

 

 

 

Kleopatra'nın izinde Sedir Adası

 

 

 

 

 

 

 

 

Mavi-yeşil bir plaj, mükemmel bir kum, pırıl pırıl bir su ve cennet gibi bir ada... Herkesin hayatında kesinlikle en az bir kez görmesi gereken bir yer Sedir Adası....

Gökova Körfezi'nin en önemli ve ünlü adasıdır Sedir Adası. Akyaka'dan, Marmaris'ten ya da Çamlıköy'den denizyolu ile ulaşılabilen Sedir Adası, doğal ve tarihi güzellikleriyle yörenin en gözde ören yerlerinden.

Sedir Adası, Cedreae (Kedrai) antik kenti ve ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor. "Kedrai" sedirler anlamına geliyor. Yüzyıllar öncesinde ada ve çevresi sedir ağaçlarıyla kaplı olduğu için bu ismin adaya yakıştırıldığı söyleniyor. Fakat günümüzde ne adada, ne de çevresinde bu sedir ağaçlarından eser kalmamış. Bugün ada makilerle, zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı. Adayı yılda ortalama 300 bin kişinin gezdiği söyleniyor. Sedir Adası'na başta Marmaris ve Akkaya olmak üzere çeşitli yerlerden tekne turları düzenleniyor.

Kumları korunan plaj
 
Sedir Adası, ünlü Kleopatra Plajı'nda bulunan kumlar nedeniyle turist akınına uğruyor. Yazın, kendisini kuma gömen tatilcilerle, tam bir panayır alanına dönüşüyor.

Adanın efsanesi kendisinden büyük..! 3 bin yıl önce Kraliçe Kleopatra ile sevgilisi Romalı Komutan Antonius balayı için adaya gelmişler ve adanın o güzel beyaz kumlarını gemilerle Mısır'dan getirtmişler.
Uzmanlara göre ise kristal kumlar, karbonatlı çamurun bir çekirdek etrafında birikmesiyle oluşuyor. Çapları 1 milimetreden daha küçük olan ve her tanesi aynı büyüklükte bulunan bu özel kum, balık yumurtasını andırıyor. Kumun rengi denizin rengine ayrı bir güzellik katıyor.

Sodalı suda çoğalan, ateşe tutulduğu zaman yanma özelliği bulunan ve büyüteç altında incelendiğinde hareket eden doğa harikası kumlar, bölgenin turizm gelirlerine de önemli katkı sağlıyor.
Plajdaki kumlar dünyada 15 yerde Türkiye'de ise sadece Sedir Adası'nda mevcut. Bundan 10 yıl öncesine kadar 1 metre derinliğinde olan kumlar, şimdilerde ancak bir karış yüksekliğinde. Bu yüzden kumlar Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altında. Kumların dışarı taşınmaması için terlik ve havluyla girilmesi yasak olan plajdan çıkarken duş almak da zorunlu. Kumu korumak için 2 gözetleme kulesi bulunuyor. Adayı ilk kez ziyaret edenler, başta bu uygulamadan yakınsalar da, plajın kendine özgü yumuşak kumları ile temas edince, bu eşsiz güzelliğin ancak bu şekilde korunabileceği konusunda hemfikir oluyorlar.

Yetkililer Sedir Adası'nı dünya turizminin önemli merkezlerinden biri yapmak için Maldiv Adaları tarzı bir görüntü vermeyi hedefliyorlar.

 

Antik tiyatrodaki görkem

 


 
Zeytin ağaçlarıyla kaplı adada, doğal güzelliklerin yanı sıra M.Ö. 1000'li yıllara dayandığı sanılan Helenistik ve Roma dönemlerine ait antik tiyatro, agora ve antik liman kalıntıları da bulunuyor.
Tekne turları ile Sedir Adası'na gelirken, el değmemiş koylara, İngiliz Limanı ve  Akbük Plajı gibi nefis yerlere de gezinti yapabilirsiniz.

 

 

İngiliz Limanı, Gökova'nın en büyük koyu olan Değirmenbükü'nün koylarından biri. II. Dünya Savaşı'nda Alman savaş gemilerinden kaçarak buraya saklanan İngiliz filosunun anısına, bu adla anılıyor. İngiliz Limanı'nda sizi karşılayacak olan deniz kızı heykeli ise heykeltıraş Tankut Öktem'in eseri.

 

Nasıl Gidilir?

MARMARİS'in kuzeyinde Gökova Körfezi'nde bulunan adaya Marmaris'ten, Akyaka'dan veya Marmaris'e gelmeden Çamlı Koyu'ndan kalkan teknelerle gidiliyor

Ne Yenir?

SEDİR Adası'na giden tekneler zaten öğle yemeğinizi karşılıyor. Marmaris ve Akyaka'da güzel restoranlar var. Bunun dışında Çamlı Koyu'nda yer alan birkaç restoranda kahvaltı, alabalık, tandır, köy ekmeği ve yöre yemeğini lezzetle yiyebilirsiniz.

Nerede Kalınır?

Marmaris ve Akyaka konaklama açısından birçok seçenek sunar. Akyaka'da yöre mimarisine uygun nitelikli otel, apart ve pansiyonlar bulabilirsiniz. Beldede yüzme havuzlu lüks villalarda konaklamak çok moda. Ayrıca Çamlı Köyü'nde de pansiyon ve moteller var. Çamlı köyü Sedir Moteli: 0252 495 81 09, Fatih Pansiyon: 0252 243 57 86, Gökovalı Pansiyon: 0252 243 50 61, Idyma Hotel: 0252 243 50 54, Ateş Otel: 0252 243 54 42, Engin Otel: 0252 243 57 27, Nil Hotel: 0252 243 54 41, Ali Baba Apart: 0252 243 54 09, Begonvil Apart: 0252 243 56 77.

 

 

SEFERİHİSAR

tıklayınız>>> SEFERİHİSAR

 

 

SELÇUK

tıklayınız >>> SELÇUK

 

 

SELİME

Dünyanın en büyük katedrali Selime’de

 

 

 

 

 

KONYA/Aksaray’a bağlı Selime, dünyanın en büyük oyma katedrali ve kendine özgü sivri uçlu şapkasız dev peri bacalarıyla ünlü.

Aslında Selime Kasabası, Ihlara Vadisi denilen dev kanyonların bitiş yerini simgeler. Otomobille Aksaray tarafından gelenler önce Selime’nin o muhteşem peri bacalarını ve kayalara oyulmuş bir çok kapı ve penceresi olan 5-6 katlı apartman gibi duran katedraliyle karşılaşırlar. Burada durup o muhteşem yapılara hayranlıkla bakmamak mümkün değildir.

Selime’de yörenin hemen her yerinde görülen kayadan oyma kiliseler yoğunlukta. Fakat en önemli kilise yüksekçe bir yerde olan kayaya oyulmuş Selime Katedrali. Dünyanın en büyük kayaya oyulmuş katedrali olma özelliğini taşıyan Selime Katedrali’nin hemen yanıbaşında da vadinin diğer kısımlarında görülmeyen peri bacalarını görmek mümkün.

Dik bir yamacın eteklerine yaslanmış sivri uçlu şapkasız dev peri bacaları oldukça güzel bir görüntü teşkil ediyor. Kendinize başka bir dünyada olduğunuzu hissettiren bu dev peri bacalarını vadi boyunca sadece Selime’de görebilirsiniz.

Kasabaya adını veren ve Selçuklu Dönemi'ne ait Selime Sultan Türbesi’de yol kenarından görülebiliyor. Selime’de aracınızı yol kenarına park ettiğinizde etrafınızın rehberlik hizmeti vermeye gönüllü köylü çocuklarıyla dolduğunu görebilirsiniz. Verdikleri bilgiler ve İngilizce açıklamalarıyla, yaşlarını oranladığınızda şaşırabilirsiniz.

Selime’nin birkaç kilometre ilerisinde bulunan Yaprakhisar Köyü’nde günümüzde kullanılan evler ve peri pacaları birbiri içerisine geçmiş durumda. Köy halkı peribacalarının çoğunu kiler olarak kullanıyor.

 

Yaprakhisar’ın hemen üzerinde her türlü romatizmal hastalıklara iyi geldiği söylenen mineral bakımından oldukça zengin Ziga Kaplıcaları geliyor. Burası Panoramik vadi manzarası ve 4 yıldızlı tesisiyle oldukça ilgi çeken bir yer. Buradan Belisırma Köyü’ne geçebilirsiniz.

        

 

  

Belisırma, vadi yürüyüş parkurunun isteğinize göre başlangıç veya bitiş noktalarından. İsterseniz Belisırma’daki güzellikleri keşfettikten sonra Ihlara Vadisi’ne kadar kanyon boyunca yürüyebilirsiniz. Burası inanılmaz güzel bir yürüyüş parkuru. Belisırma’da Melendiz Çayı kenarına kurulmuş kır lokantalarında kendinize güzel bir ziyafet çekebilirsiniz. Dilerseniz köye çıkıp köy kahvesinde çayınızı yudumlayıp misafirperver güleryüzlü Anadolu insanlarıyla hoş bir sohbete dalabilirsiniz. Belisırma’da da bir çok kayalara oyulmuş kiliseler bulunuyor.

 

 

Ihlara Vadisi, 14 km. uzunluğunda ve 100-150 metreyi bulan yüksekliğiyle, bozkırın ortasında bir vaha gibi duruyor. Vadiye indiğinizde kendinizi doğal ve tarihi güzelliklere kaptırmamanız mümkün değil. Ihlara Vadisi, Hasan Dağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler sonucu oluşmuş.

 

Vadiyi ikiye bölerek akan Melendiz Çayı’da çatlaklardan yol bularak kanyonun bugünkü halini almasını sağlamış. Ihlara’dan başlayıp, Selime’de son bulan vadinin uzunluğu 14 km. Vadiye inip çıkmak, özellikle yaz aylarında biraz  yorucu. Fakat aşağı indiğinizde kendinizi doğal ve tarihi güzelliklere kaptırmamanız mümkün değil. Kanyonun tam ortasından ağaçlar arasında şırıl şırıl akan Melendiz Çayı ve bir çok tarihi kalıntılara mest olacaksınız.

     

 

Nasıl Gidilir?

Selime, Ankara'ya 250 km., Konya'ya 172 km., İstanbul'a 674 km., İzmir'e 721 km.mesafede. Selime’ye gitmek için Aksaray’a gelip Nevşehir yönüne devam ederseniz 11 km. sonra sağda Selime ve Ihlara levhasını göreceksiniz. Sapaktan sonra da yol asfalt ve oldukça düzgün.
 

Ne Yenir?

Belisırma’da ırmak içerisine masa atılmış kır lokantalarında testi kebabı, sac tava, kıymalı pide, ızgara çeşitleri ve yöresel yemekler yiyebilirsiniz. Yine Ihlara yolu üzerindeki lokantalarda tatlı su balığından deniz balığına kadar her türlü balık çeşidini de bulmanız mümkün. Oldukça temiz işletmeler ve fiyatlarda diğer turizm beldelerine göre şaşırtıcı derecede ucuz. 
 

Nerede Kalınır?

Selime ve Ihlara Vadisi’nin çevresinde bir çok pansiyon bulunuyor. Fakat daha konforlu yerlerde konaklamak isterseniz yarım saat mesafede bulunan Aksaray’da kalabilirsiniz. Vadi içinde kamp ve piknik yapmak yasak fakat vadi girişindeki tesis önünde çadır kurulabiliyor. Grand Eras Otel: 0382 212 08 08, Ağaçlı Melendiz Otel: 0382 215 24 00, Karballa Hotel: 0382 451 21 06, Star Pansiyon: 0382 453 74 29, Anatolia Pasiyon: 0382 453 74 40, Akar Pasiyon: 0382 453 75 11.

 

 

SERİK

tıklayınız >>> SERİK

 

 

SIĞACIK

tıklayınız >>> SIĞACIK

 

 

SİDE

Tarihin gölgesindeki bereketli topraklar

 

 

File:Side TH au.JPG

 

 

Adını bereketin simgesi ''nar'' dan alan Side, Apollon Tapınağı gibi tarihi eserleri ve ince kumlu geniş plajı ile özellikle hareketi seven tatilcilerin tercih ettiği adres.

Side

   

 

Dosya: Side - Vespasianus Gate.jpg

 Dosya: Sidef 052.jpg

Merkez Manavgat'tan ayrı bir biçimde markalaşan, etrafı kumsallarla çevrili tarihi bir yarımada üzerine kurulmuş olan Side'nin karşı konulmaz bir manzarası var. Özellikle yaz aylarında, bu kadar popüler olmasının en belirgin nedeni ince kumlu plajları.

Side'de "Denize nereden girerim?" derdi yok. Uçsuz bucaksız kum plajları, yarımada boyunca uzanıyor. Yaz aylarında bu bölge çok kalabalık oluyor. Daha sakin bir plaj isterseniz, yakınında bulunan Sorgun'a gidebilirsiniz.

 

 

Tarihe Yolculuk

Bölgede bir zamanlar kullanılan yerel dilde adı bereketin simgesi 'nar' anlamına gelen Side kenti, M.Ö. 1405'te kurulmuş. Narın, Side için anlamı büyük. Roma dönemine kadar, kentte basılan paraların, mermer kabartmaların üzerinde hep nar var.

Side'de antik kalıntılarla bugünkü şehir iç içe geçmiş durumda. Bütün caddelerini yaklaşık yarım saatte dolaşmak mümkün. Tiyatro da, müze de, Apollon Tapınağı da yürüme mesafesinde. Sıcakta yürümek istemezseniz, traktörlerin arkasına takılan römorklarla kentin her yerine gidebilirsiniz.

Kentte ufak bir gezinti bile sizi geçmişe gönderebilir. Tarihi kalıntılar, sizi Side girişinde karşılamakla kalmıyor, gezerken de her yerde karşınıza çıkıyor.

 

Kentin girişinde yer alan 15 bin kişilik tiyatro, dünyanın en iyi korunmuş antik yapıları arasında. Bizans döneminde gladyatör yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena olarak kullanılmış.

Side'nin ana caddesi, tiyatroyu ve çarşıyı geçerek, deniz fenerinin olduğu eski limana çıkıyor.

Side’nin simgesi
 
Hemen sahilde limanın yanında M.S. 2. yüzyıla ait Apollon ve Athena Tapınağı var. Apollon Tapınağı'nın ayakta kalmayı başarabilmiş ihtişamlı sütunları, Side'nin simgesi sayılıyor. Aslında Artemis ve Apollon için ikiz tapınaklar inşa edilmiş. Bu tapınakların denizcileri koruyacağına inanılırmış. Ancak Artemis Tapınağı tamamen yıkılmış, Apollon Tapınağı ise sonradan bir Bizans bazilikasıyla çevrelemek istenmiş. Bugün Apollon Tapınağı'nın birkaç sütunu ayakta. Bazilika ise harap durumda. Apollon Tapınağı kalıntıları yazları gün batımında, büyülü bir yere dönüşüyor.

Temple_Apollo_Side_Boat

 

Side'ye kadar gitmişken müzesini de gezmek gerekir. Müzede Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden yazıtlar, silah kabartmaları, heykeller, lahitler, sunaklar, sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergileniyor.

 

Side'de Turizm firmaları da, Toros Dağları'na safari turları düzenliyor. Günlük turlar sabah erken saatlerde başlıyor.

 

Nasıl Gidilir?

 

Side, Antalya ile Alanya arasında yer alır. İstanbul'dan en rahat ulaşım, Side'ye 80 km. mesafedeki Antalya'ya uçakla gitmek. İstanbul'dan yola çıkacaklar Adapazarı- Bilecik-Kütahya güzergahından veya Bursa-Orhaneli-Tavşanlı yolunu kullanarak Kütahya üzerinden Afyon ve Antalya'ya gelebilir. Antalya-Manavgat Karayolu'nda, Manavgat'a 2 km. kala güneye dönerek Side'ye ulaşılır.

Ne Yenir?
 
Side'de Çin mutfağından kebapçılara kadar kadar aradığınız her şeyi bulmanız mümkün. Özellikle limanda nefis manzarası olan balık restoranları var. Side'ye gitmişken Antalya'nın yöresel yemekleri olan sac kavurma ve Arap aşının tadına da bakmalısınız.

Nerede Kalınır?

Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında yabancı turist akımına uğrayan bölgede konaklama sıkıntısı yok.Side Otel: (0242) 753 38 24, Perissia Hotel: (0242) 753 39 50, Asteria Hotel: (0242) 753 18 30, Hanımeli Pansiyon: (0242) 753 17 89, Safran Apart Hotel: (0242) 753 48 88, Otel Sevil:(0242) 753 20 41.

 

 

SİLİFKE

''Silifkenin Yoğurdu,Ah Seni Kimler Doğurdu''

 

 

 

Tarihi dokusu, denizi, sahilleri ve kültürel zenginliği ile Doğu Akdeniz kıyılarının en önemli turizm merkezleri arasında yer alan Silifke yoğurdunun yanı sıra Kınalı Kekliği ile de tanınır.

Silifke dediğimiz zaman, birçoğumuzun aklına herhalde önce yoğurdu ve "Silifke'nin yoğurdu, kız seni kimler doğurdu" diye başlayan ünlü türküsü gelir.

Silifke'nin tek zenginliği bu değil tabii ki. Toros Dağları'nın eteğinde bulunan Silifke, kültürel çevre bakımından Anadolu'nun en zengin ilçelerinden biri. Silifke'nin simgesi şehrin girişinde heykeli bulunan bir kınalı keklik.


 
Kent merkezini kuş bakışı görmek isterseniz Silifke Kalesi'ne çıkabilirsiniz. Etrafı kuru hendeklerle çevrili bir Ortaçağ kalesi görünümündeki Silifke Kalesi, Roma döneminde yapılmış.

 

ATATÜRK MÜZESİ ; 1925 yılında Atatürk'ün gecelediği ev, restore edilerek kullandığı eşyalarla birlikte Atatürk Evi Müzesi olarak ziyarete açılmış.

 

YeraltıKilisesi ; Aya Tekla

Kentin birkaç kilometre uzağında Hıristiyanlar için çok kutsal sayılan Aya Tekla ya da Meryemlik de denilen Yeraltı Kilisesi bulunuyor.

 

 

 

Kent dışına doğru biraz çıkarsanız köylerde, yamaçlarda ve derin vadilerde gizlenmiş güzellikleri görürsünüz. Bunlardan en önemlisi Uzuncaburç.

UZUNCABURÇ SİLİFKE - KESKİN COLOR 33/771 mSc

 

  

 

Silifke'de Antik kentin yapıları ile günümüz beldesinin yapıları iç içe geçmiş.

 

Cennet-Cehennem burada mı ?


 

Silifke-Mersin karayolunda Cennet-Cehennem Obrukları ve Astım Mağarası bulunuyor. 70 metre derinliğindeki Cennet'in girişinde bir de küçük kilise var. 128 metre derinliğinde ve inmenin mümkün olmadığı Cehennem ise seyredildiğinde gerçekten insanda ürperti yaratıyor.

Silifke Cennet Cehennem 

  

Antalya veya Mersin yönüne doğru giderseniz yaklaşık 15 kilometre mesafede, birbirinden güzel plajlarda denize girme şansınız var. Antalya yönüne doğru Taşucu, Akçaklı, İncekum plajları, Mersin yönüne doğru ise Kapızlı, Susanoğlu ve Atayurt gibi hepsi birbirinden güzel plajlar yer alıyor.

 

 

Nasıl Gidilir?

 İstanbul ile Silifke'nin arası yaklaşık 900 kilometre. İstanbul çıkışlı Silifke'ye gitmek için otoyoldan Bilecik çıkışı Kütahya, Afyon, Konya ve Karaman illerini takip ederek Silifke'ye ulaşılır

Ne Yenir?

Bir Akdeniz klasiği olan gözleme, içine çökelek, peynir veya kavurma et koyup dürülerek yapılan sıkma ve yayık ayran Silifke'de yol kenarlarında sıkça rastlayacağınız yiyecekler.

Nerede Kalınır?

Kent merkezinin dışında da konaklayacak yerler mevcut. Bölgede kamp yapmak için de çok uygun yerler var. Göksu Otel:0324 712 10 21, Taşcu Best Resort: 0324 741 41 41, Ayatekla: 0324 715 10 81, Olba: 0324 741 42 22.

 

 

SİNASOS /MUSTAFAPAŞA

Kapadokya'da Güneşin Şehri

 

Sinasos şimdiki adıyla Mustafapaşa Ürgüp'e 6 km uzaklıktaki eski Rum evlerinin bulunduğu küçük sevimli bir kasaba.  Kapadokya yöresinde özgün mimarisi en çok korunmuş nadir yerleşim yerlerinden biri.

4452638750 3d178c7100 Mustafapaşa (Sinasos)

Eski adı Sinasos olan Mustafapaşa, bölgenin en bakımlı ve en iyi korunmuş evlerine sahip bir yerleşim alanı. Yunanca'da anlamı "Güneşin şehri".

Mustafapaşa, 20. yüzyılın başlarına yani mübadele dönemine kadar çoğunluğu Rumların yaşadığı 3000 nüfuslu bir kasaba iken İstanbul’da yaşayan varlıklı Rumların da yazlık mekanıymış. Burada 1924-26 yıllarında yaşanan mübadele sürecine kadar, 700 civarında taş konak varmış. Bugün ise 120’si 1990’lı yıllardan bu yana yapılmış yaklaşık 750 hanenin olduğu bir yer. Kasaba halkı mübadelede Yunanistan’a göç etmiş Rum hemşehrileri ile iletişim halinde. Hatta her yıl Rumlar Belediye'nin davetiyle köyü gezmeye geliyorlar.

Evler bir sanat eseri

Rumlardan kalma ahşap tarihi evler zengin taş işçiliğinin göstergesi. Evlerde dış mekan yöreye özgü taşın tek renk sadeliğini taşırken iç mekânlar rengarenk bir atmosferde. Birçok konağın özgün duvar resimleri ve tavan süslemeleri insanı büyülüyor.

 

 

Mustafapaşa(Sinasos) merkezindeki en etkileyici yapı, Osmanlı Dönemi'nde inşa edilmiş, restore edilerek halı mağazasına dönüştürülmüş kervansaray ve kesme taştan yapılmış camidir.

 

Evlerden ise en ünlüsü Asmalı Konak dizisinin de ilk evi olan ''Old Greek House'' dur. Restoran olarak kullanılan evde yörenin seçkin lezzetleriyle tanışabilirsiniz.

Old Greek house in Turkey - Mustafapasa, Nevsehir

 

Mustafapaşa’nın etrafında çokca üzüm bağı göreceksiniz. Burada kaya mahsenlerde saklanan çok nefis şaraplar var. Eğer bağ bozumu zamanında giderseniz her yer şarap kokar.

Mustafapaşa'nın iki kilometre ilerisinde de Ihlara Vadisi’nin küçük bir benzeri gibi duran Gömede Vadisi yeralıyor.

 

Damsa Barajı’nın yukarısında yeralan bölgede küçük bir yer altı şehri ve çok sayıda barınak var.

Mustafapaşa'da şu anda yeralan kilise ve manastırlar ise Aios Vasilios Kilisesi, Konstantinos-Helena Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri, Alakara Kilise ve Aziz Basil Şapeli'dir. En önemlilerinden Aziz Basil Şapeli, iki sütunlu dikdörtgen planlı ve düz tavanlıdır.

 

Mustafapaşa’da Folklorik bebek sanatçısı Sibel Radiye Gül’ün eski bir Rum konağında oluşturduğu Kapadokya Bebek Müzesi’de kültür turizmine meraklı olanların çok ilgisini çekmektedir.

 

 

Nasıl Gidilir?

Kapadokya bölgesinde bulunan Mustafapaşa, İstanbul'a 755. km, Ankara'ya 305 km, Ürgüp’e 6 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Nevşehir-Ürgüp- Mustafapaşa güzergahını izleyerek kasabaya ulaşabilirsiniz. Ayrıca Kayseri Havaalanı Mustafapaşa’ya 60 km uzaklıkta bulunuyor.

Ne Yenir?

Mustafapaşa’da restoran olarak hizmet veren Old Greek House’da güveçte köfte ve incecik sarılmış yaprak sarmasının tadına mutlaka bakmalısınız

Nerede Kalınır?

Mustafapaşa’da eski Rum evleri ve tarihi konaklar restore edilerek otel olarak hizmet veriyor.
Sinasos Gül Konakları  (0384) 353 54 86, Otel Sinasos:0384 353 50 09.

 

SİNOP

Ünlü Filazof Diyojen'in doğum yeri. 

 

Anadolu'nun kuzeydeki en uç noktasında bulunan ve adını çok hüzünlü bir aşktan alan Sinop, ülkemizin tek fiyordu olan Hamsilos Fiyordu'na ve Karadeniz'in en güzel koylarına sahip.

sinop

Karadeniz'in her iki yandan kucakladığı yarımadanın başlangıcında kurulan Sinop, Büyük İskender'e "Gölge etme, başka ihsan istemem!" diyen Diyojen'in doğduğu yer.

sinop 

Sinop, adını Nehir Tanrısı Aisopos'un kızı Sinope'den almış. Zeus, Sinope'ye aşık olmuş. Gönlünü kaptırdığı kızı elde etmek için her dilediğini yerine getireceğine söz vermiş. Sinope, sonunda Zeus'un aşkına karşılık vereceğini, ancak kendisine dokunmamasını söylemiş. Zeus, sözüne sadık kalmış ve Sinope'yi en sevdiği yerlerden biri olan Karadeniz'in en uç noktasındaki bu yemyeşil yarımadaya bırakmış. İşte Sinop, adını bu mitolojik güzel Sinope'den alıyormuş. Başka bir efsaneye göre de Sinop adı, Amazonların kraliçesi Sinope'den geliyormuş.

Uçsuz bucaksız
 
Sinop'a girer girmez dikkati çeken ilk özellik şehrin her tarafını kuşatmış, yapım tarihi çok eskilere dayanan kaleleri.

 

 

Şehir merkezinde en bilinen yapı tarihi Sinop Cezaevi. Bir zamanlar dalgaların dövdüğü, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Burhan Felek gibi birçok ünlünün yattığı Sinop Cezaevi, şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Bu binanın yanında Alaattin Camii, Pervane Medresesi, Paşa Tabyaları, Balatlar Kilisesi ve Serapis Tapınağı bulunuyor.

 

 

 

En kuzey uç

Günbatımını Türkiye'nin en kuzey noktasında yakalamak için İnceburun'a geçmeniz gerekir. En kuzey uç olan İnceburun Feneri, kent merkezine 22 km uzaklıkta. Bölgenin, belki de Karadeniz'in en güzel koyları olan Akliman ve Hamsilos Fiyordu'da bu güzergah üzerinde;

 

sinop

'' pek bilinmese de en güzel tatil kentlerimizden biridir Sinop.
denizi tatlı su kıvamında en yüzülesi şehirdir aynı zamanda.
kadın başınıza geç saatlere kadar rahat rahat dolaşabileceğiniz,
memleketin en güzel dondurmasını niyazi şen'de yiyebileceğiniz,
barınak'ta yine en lezzetli pizzayı yiyebileceğiniz,
her köşesi karadenize bakan şahane manzarası ile keyifle içebileceğiniz,
karadenizin saklı kentidir sinop.
surlarla çevrili bizans şehri,
diyojen'in evidir aynı zamanda.
belki de bu sebepledir... ''

 

Akliman, bembeyaz kumlarla örtülü, uzun kumsalı bulunan doğa harikası bir yer. Doğal sit alanı olarak korunan ve tesislerin olmadığı yer, denize girmek için mükemmel. Hemen ilerisindeki Karadeniz'in bir bıçak gibi yardığı Hamsilos Fiyordu ise mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Hamsilos Fiyordu ülkemizin tek fiyordu olma özelliğini taşıyor. Sessiz sakin, gün boyu doğayla baş başa kalınabilecek bir yer. Piknik yapılabilecek masalar da var etrafta.

Sinop Limanı, doğal liman olması sebebiyle ilk çağlardan beri gemicilerin sığınak yeri olmuş. Özellikle balıkçı limanı, sahilde bulunan kalesi ve etrafında bulunan çay bahçeleri ile yaz akşamları oldukça hareketli. Bölge Karadeniz ikliminin de özelliğiyle Temmuz ve Ağustos ayları hariç bütün yıl yağış alıyor

.Sinop Limanı

Nasıl Gidilir?

Sinop'un İstanbul'a uzaklığı 700 km, Ankara'ya 434 km. Eğer İstanbul'dan yola çıkarsanız, Bolu-Gerede ayırımından Ilgaz-Kastamonu ve Gerze yoluyla Sinop'a ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 10 saatlik bir yol.

Ne Yenir?

Sinop, sebze ve balık açısından zengin bir yer. Yöresel yemekler ise genelde hamur işlerine dayanıyor. Bu zamana kadar yemediğiniz lezzette pizzaları Sinop'ta yiyebilirsiniz. Bir zamanlar NATO üssü olduğu dönemlerde öğrenmişler pizzayı.

Nerede Kalınır?
 
Sinop merkezinde konaklayabileceğiniz gibi Akliman Mevkii ve Karakum'da da kalabilirsiniz. Hotel Diyojen: 0368 261 88 22, 260 29 80, Zinos Country Hotel: 0368 260 56 00, Sinop Kumsal Otel: 0368 261 87 77, Otel Sarı Kadir: 0368 260 15 44, Ayancık Apart Otel: 0368 613 11 37.

 

SOĞANLI VADİSİ

Bir Tabiat Harikası

 

 

 

Kapadokya'nın Kayseri uzantısı olan Soğanlı, bir kanyon vadi içerisinde kurulmuş, gerek yeryüzü oluşumları ve oyma kiliseleriyle, gerekse yörenin simgesi haline gelen geleneksel bez bebekleriyle bir tabiat harikası.

 

Soğanlı, en az Kapadokya Bölgesi’nin popüler yerleri Ürgüp ve Göreme kadar çekici olmasına rağmen nedense onlar kadar hafızalarda yer edinememiş bir yer. Derin vadiler içerisinde masa biçimli çok ilginç doğa manzaralarına sahip olan Soğanlı Vadisi, 3. yy.da yayılmaya başlayan Hıristiyanlığın Kapadokya’daki önemli bir merkezi.

 

 

Soğanlı Vadisi, keşişler, papazlar ve mistik duygulara sahip Hıristiyanlar için en uygun yerlerden biriymiş. Bu yüzden binlerce insan kısa sürede buraya yerleşmiş. Yerleşimi kolay, korunması rahat olan Soğanlı halkı çok tehlikeli günlerde yakınlarda bulunan Soğanlı Vadisi’ne ve Derinkuyu yeraltı şehirlerine sığınıyorlarmış

.
M.S.850 yıllarında Soğanlı Vadisi'nde 200 kadar kilise ve manastır bulunmaktaymış. Günümüzde ise yaklaşık 50'ye yakın kilise ve mağara tesbit edilmiş. Bu kiliselerin en ünlüleri; Karabaş, Yılanlı, Kubbeli, ve Azize Barbara (Tahtalı) kiliseleridir. 

Soğanlı Köyü Vadisi'nde en etkileyici yerlerin başında Kubbeli Kilise geliyor. Kaya kiliseleri arasında dışı da şekillendirilmiş olan Kubbeli Kilise kendi türünün ender örnekleri arasında yer alıyor. Dev peri bacaları ustalıkla işlenerek kubbeler oluşturulmuş. İçerisi adeta bir labirenti andıran kilisede akustik yapı hala çok güzel. Kiliselerin hepsinde Hz. İsa ve Havarilerini konu alan freskler bulunuyor.

Soğanlı

 

File:Kubbeli Kilise.JPG

 

église au serpent

 

  

église au serpent

Kubbeli Kilise

Kubbeli Kilise

Saklı Kilise

Saklı Kilise

Soğanlı

 

réfectoire Santa Barbara

Santa Barbara

Santa Barbara

Santa Barbara

 

 

Soganli daki kiliselere esek turlari ve Yesilhisar Kaymakamliginca finanse edilen faytonla gezinti yapilabilmektedir..

 

 

Bez bebekleri de ünlü

Bölgenin en ünlü ürünü ise rengarenk kumaşlarla yapılan şirin ve sempatik bez bebekleri. Soğanlı oyuncak bebekleri köyde kadınlar tarafından yapılıyor. Bebeklerin başı için gazoz kapağı kullanıyorlar. Tahta bir iskelet üzerine pamuk sarılması ile meydana getirilen vücuda ise daha sonra rengarenk bezlerle yapılmış yöresel kıyafetlerle giydiriyorlar.

  

Yaşlı bir ninenin köyde torunu için bir ağaç parçasının üzerine evdeki kumaşları sararak yaptığı bebek bir turistin ilgisini çeker ve onu satın alır. Bu olaydan sonra geleneksel motiflerle bezeli kumaşlar ve ağaç parçalarıyla üretilen Soğanlı bebekleri giderek bir sektör haline dönüşür Soğanlı Köyü'nde. Bu durum köylü kadının hoşuna gider ve sürekli oyuncak bebek yaparak gelen turistlere satar. Daha sonra köyün diğer kadınları da bu işle uğraşmaya başlar. El işciliği ile yapılan birbirinden güzel bu bebeklerden siz de edinmelisiniz.

Nasıl Gidilir?

Yöreye uzanan yollar genel olarak iyi durumda. Soğanlı, İstanbul'a 810 km, Ankara'ya 370 km, Antalya'ya 720 km, Konya'ya 300 km. mesafededir. Soğanlı, Kayseri'den 80 km., Göreme ve Ürgüp'ten 70 km. Nevşehir yönünden geliyorsanız iki farklı yolu kullanabilirsiniz. Birinci yol Nevşehir-Ürgüp-Soğanlı yolu. Aynı zamanda Mustafapaşa'da bu yol güzergahında bulunuyor. Diğeri ise Nevşehir-Kaymaklı-Derinkuyu-Soğanlı şeklindedir. Bu yol güzergahında da Derinkuyu bulunuyor. Yaklaşık uzunlukları aynı fakat ikinci yol daha düzgün.

Ne Yenir?

Vadi içerisinde ve köyde yemek yiyeceğiniz yerler yaz dönemiyle sınırlı. Bu dönemde köylü kadınların yapmış olduğu gözlemelerden yiyebilirsiniz.

Nerede Kalınır?

Soğanlı’da bir kaç pansiyon ve küçük oteller olmasına rağmen daha nitelikli oteller için Kayseri'yi veya Ürgüp, Göreme taraflarını geçebilirsiniz. Kelebek Hotel: (0384) 271 25 31, Asma Pansiyon: (0384) 511 42 87, Ciner Hotel: (0384) 271 20 89, Ottoman House: (0384) 271 26 16, Turan Otel: 0 352 222 55 37, Kadıoğlu Otel: 0 352 231 63 20, Çapari Otel: 0 352 231 49 91

 


SÖĞÜT

Osmanlı’nın doğduğu topraklar

 

Ertüğrul Gazi (İlk Osmanlı Beyi)

 

Yiğit Osmanlı Beyliği ' nden  >>>>>>>

..........Çağdaş T.C. 'ye >>>>>>

 

salkım söğüt

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun temellerinin atıldığı Söğüt, bu imparatorlukla yaşıt çınarların gölgesinde, etkileyici tarihiyle göz kamaştırıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Söğüt, Kayı Boyu'nun Orta Asya'dan gelip kök saldığı, yurt edinip yerleştiği ve Osmanlı Devleti’ni kurdukları yer. Bilecik'ten 28 km. uzaklıkta bulunan Söğüt, 700 yıllık Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti. Osmanli İmparatorluğu’nun kurulduğu yer olmasının yanında ayrıca Kurtuluş Savası’nın en çetin geçtiği yerlerden biri. Bu yüzden Söğüt, Türk tarihinde çok önemli bir yere sahip.

Geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran kentin girişinde  Osmanlı mimari üslubunun ilk örneklerinden Ertuğrul Gazi Türbesi yer alıyor. Neredeyse kendisiyle yaşıt asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde yatıyor Ertuğrul Gazi. En son 2. Abdülhamit döneminde restore edilmiş olan Türbe’nin bahçesinde Ertuğrul Gazi'nin karısı, oğulları ile Osman Gazi'nin silah arkadaşlarının mezarları bulunuyor. 
 

Türk Dünyası buluşuyor

Türbenin yakınında asırlardan bu yana her yıl Eylül ayında büyük bir görkemle düzenlenen "Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri'nin yapıldığı tören alanı bulunuyor. Törenlere başta Kayı Boyu’nun Karakeçili Aşireti mensupları olmak üzere Dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce Yörük, on binlerce insan katılıyor. Tören alanının üstünde bugüne kadar kurulmuş Türk Devletleri’nin kurucularının büstlerinin yer aldığı platform görülebilir. 

Çarşıya giderken yolun solunda II. Abdülhamit'in yaptırdığı Çifte Minareli Camii olarak da bilinen Hamidiye Camii, onun karşısında Hamidiye İdadisi var. Giriş kapısının üzerindeki Osmanlı arması, söylenceye göre İstanbul'dan dokuz mandanın çektiği bir araba ile taşınarak getirilmiş.

Şehir merkezinde bulunan Ertuğrul Gazi Müzesi, girenleri biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü ZİYARETÇİLER Osmanlı'nın doğduğu topraklarda o döneme ait eserleri de, müzede görmeyi umut ediyor. Oysa müzede sadece Söğüt ve yakın çevresinde yaşayan Yörüklere ait etnografik eserler, birkaç tane de Roma ve Osmanlı dönemine ait toprak kaplar ile sikkeler var. 20. yy. başlarında sargı evi olarak yaptırılmış olan binada en önemli eser Bahçecik Köyü’nde yaşayan Karakeçili Yörüklerinin Beyi, Hacı Beye 1891 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından verilen Ertuğrul Sancağı.

Söğütlüler arasında “Çarşı Camisi” de denilen, Çelebi Sultan Mehmet Camisi ve bahçesindeki Kütahya çinileriyle süslü Kaymakam Çeşmesi de dikkat çeken eserler arasında.

Nasıl Gidilir?

Bilecik, Ankara'ya 313, İstanbul'a 250, İzmir'e ise 416 kilometre uzaklıkta. İstanbul'dan ulaşım yaklaşık 2.5 saat sürüyor
Bilecik-Söğüt arası 28 kilometre. Yolun virajlı ve dar olması nedeniyle yaklaşık olarak yarım saat. İstanbul çıkışlı Bilecik'e gitmek için otobandan Adapazarı'na kadar gidip, oradan Bilecik sapağına dönmeniz gerekiyor.

Ne Yenir?

Bilecik- Söğüt arasında yaz döneminde bol bol meyve ve sebze satan tezgâhlarla karşılaşırsınız. Söğüt şehir merkezinde yemek yiyebileceğiniz bol esnaf lokantaları var. Bilecik’te de ekmek dilimlerini etin üzerine kapatarak servis yaptıkları sac kavurma özel bir yemek.

Nerede Kalınır?

Kent merkezinde iki yıldızlı oteller mevcut. Eğer Söğüt Şenlikleri’nin yapıldığı Eylül ayında gitmeyi düşünürseniz çok önceden yer ayırtmanızda fayda var. Çünkü otel sayısı kısıtlı. Apaydın Otel:0228 361 35 19, Mercimek Otel:0228 361 30 39, Otel Nadir:0228 315 10 65.

 

 

SÜMELA MANASTIRI

tıklayınız>>> SÜMELA MANASTIRI

 

 

SÜNNET & ÇUBUK GÖLLERİ

Doğal Terapi Yerleri

 

Sünnet Gölü

 

 

Çubuk Gölü:

 

 

 

Tarihi ve kültürel mekanların tam ortasında, yaz aylarında manzarası ve temiz havasıyla, kışın ise bembeyaz büyüleyici atmosferiyle, rüzgarın sesini, çamın kokusunu duyabileceğiniz doğal terapi yerleri; Sünnet Gölü ve Çubuk Gölü.

Abant ve Yedigöller belki de Türkiye'nin en çok tanınan gölleri. Peki ya Sünnet Gölü ve Çubuk Gölü.. Bu gölleri gördüğünüzde Abant ve Yedigöller'in neden gölgesinde kaldığına anlam veremeyeceksiniz.

DİBİNDEN FIŞKIRAN KAYNAK SULARIYLA BESLENEN BİR GÖL, SÜNNET GÖLÜ ;

Mudurnu-Göynük yolu üzerinden ulaşılan Sünnet Gölü ve civarı doğayla baş başa kalmak isteyenlerin yeri. Sünnet Gölü’ne, çam ormanlarının arasından kıvrılarak giden yollarla ulaşılıyor. Yol boyunca bir çok alabalık tesisleri ve  piknik yerleri bulunuyor. Sünnet Gölü, Erenler ve Kurudağ tepeleri arasındaki dar ve derin bir vadinin heyelanla tıkanıp  kaynak sularının buraya toplanması sonucu oluşmuş. Bugün gölü besleyen sular da gölün dibinden yeryüzüne çıkıyor. Çevresi yemyeşil karaçam ağaçları ile kaplı göl 18 hektarlık alanı kaplıyor. En derin yeri 22 metre. Dağların kuytusunda, tüm ihtişamıyla yatan Sünnet Gölü’nde, insan hangi güzelliğin keyfine varacağını şaşırıyor. Doğayla baş başa kalmak isteyenlerin arayıp bulamayacağı dingin bir ortam var burada. Suyun dinginliğini ve doğanın sessizliğini bozan tek şey, gölde yüzen ördekler.

Gölün kıyısında çok güzel bir otel var. Otelin kıyısından itibaren hem yürüyüş yapabileceğiniz hem de bisikletle gezebileceğiniz çok güzel parkurlar bulunuyor. Gölün çevresi çok zengin bir yeşillik örtüsüyle kaplı. Kızılcık, dağ nanesi, kekik ve böğürtlen yetişmekte. Bunların arasından yürüyerek yaklaşık 5 kilometre olan gölün çevresini turlayabilirsiniz. Sünnet Gölü’nün otele göre karşı kıyısında tahta bir köprü bulunuyor. Eğer su yeterince çok olursa bu köprüden yürüyerek karşıya geçiliyor. Köprüden otomobil de çok rahat geçiyor.

ADETA KARTPOSTALLARDAN CANLANIP FIRLAMIŞ BİR GÖL,ÇUBUK GÖLÜ

Göynük Bolu yolunun 5. km. sinden sola döndükten 1 km sonra da Çubuk Gölüne ulaşılır. Özellikle Göynük’e gittiyseniz Çubuk Gölü'ne uğramadan dönmeyin. Çünkü çok şey kaçırırsınız. Dağların tepelerini görmeyi engelleyen bembeyaz bir sis tabakası, eteklerinde çam ormanları, berrak göl sularına düşen yamaçların yeşili, gökyüzünün mavisi… İşte budur! dedirten bir güzellik sunuyor.

Gölün karşı yamacında 5 adet yel değirmeni ve renk renk boyanmış köy evleri adeta yabancı kartpostallardaki fotoğrafları andırıyor. Yel değirmenlerinin yapım yılı çok yeni. 2005 yılında bir dizi film için yapılmış. Fakat dizinin çekimleri bitince yel değirmenleri orada kalmış. Şimdilerde yapım şirketi yel değirmenlerini konaklama tesislerine dönüştürmek için uğraşıyormuş. Gölün çevresinde şu anda konaklama tesisi bulunmuyor. Çubuk Gölü, Kayabaşı tepesinden inen bir heyelanın genişleyen vadiyi tıkaması sonucu oluşmuş. 15 hektarlık bir alana yayılmış, en derin yeri 13 metre. Gölde sazan ve sarıbalık çıkıyor. Olta ile avlanmak serbest.

Her iki göle de her mevsim gidebilirsiniz

Her iki göle de yılın istediğiniz zamanında gidebilirsiniz. İlkbaharda yemyeşil, sonbaharda altın sarısı, kışın ise bembeyaz büyüleyici atmosferiyle 4 mevsim turizme açık. Kışın her iki göl tamamen buz tutmuş halde oluyor. İstanbul yakınlarında farklı bir hafta sonu geçirmek için bu iki göl ve göllerin   hemen yanında tarihi ve kültürel kimlikleriyle öne çıkan Mudurnu ve Göynük’ü de mutlaka görmelisiniz.

Nasıl Gidilir?

Göller hem Ankara hem İstanbul'dan kolayca ulaşılabilecek bir konumda. Çubuk Gölü Göynük’e çok yakın, Sünnet Gölü ise Mudurnu’ya. Her iki göl arası mesafe yaklaşık olarak 45 dakika. İstanbul'dan- TEM otoyolu üzerinden Adapazarı'na geldiğinizde Akyazı Kavşağı'ndan sapıp Ankara yönüne doğru giderseniz önce Göynük ve Çubuk Gölü, sonra Sünnet Gölü ve Mudurnu'ya ulaşırsınız. İkinci yol ve daha çok tercih edilen yol için Bolu Dağı'nı indikten sonra Abant Gölü yoluna girip, oradan da Mudurnu- Göynük hattını izlemek gerekiyor. Abant’tan sonra, Mudurnu yoluna girdikten 55 km. sonra, Sünnet Gölü’ne ulaşırsınız. Sünnet Gölü; İstanbul'a 290, Ankaraya 280, Abant'a 55, Bolu'ya 85, Göynük'e 20, Mudurnu'ya ise 28 km. uzaklıkta.

Ne Yenir?

Sünnet Gölü Mudurnu Doğal Yaşam Oteli’nin restoranında yöresel yemeklere ağırlık veriliyor. Mudurnu'nun mutfak kültürü oldukça zengin. Mudurnu'ya gelmişken yöresel yemekleri tatmadan dönmeyin. Bütün konaklarda yöresel yemekler bulabilirsiniz. Özellikle Mudurnu girişinde bulunan Yarışkaşı Konağı bu konuda oldukça marifetli. Tarhana çorbası, ev şehriyesi, oğmaç çorbası, kaşıksapı, kaş kebabı, tavuk güveç, balkabaklı gözleme, baklava, tepme helva, erik hoşafı, gibi geleneksel yiyeceklerin tadını burada çok beğeneceksiniz.

Çubuk Gölü daha çok piknik yapmaya elverişli bir yer. Özellikle yöresel yemekler için yine Göynük tercih nedeniniz olmalı. Konak Restoran Göynük Otel ve Caferler Konağı'nın restoranında Göynük'ün iriliği ile dikkat çeken kendine özgü Bombay fasulyesini yiyebilirsiniz. Ayrıca yöresel yemekler arasında kızılcık lahana çorbası, keşli cevizli erişte bulunuyor. Göynük, Mudurnu civarına özgü keş peynirinden yapılan erişte oldukça lezzetli

Nerede Kalınır?
.
Sünnet Gölü etrafında klasik bir dağ oteli olan Mudurnu Doğal Yaşam Oteli bulunuyor. Alternatif olarak Mudurnu kent merkezi var. Mudurnu'daki tarihi konaklar orijinal yapısı korunarak otele dönüştürülmüş. Sünnet Gölü Mudurnu Doğal Yaşam Oteli: 0 374 464 12 00-01, Yarışkaşı Konağı: 0 374 421 36 04, Keyvanlar Konağı: 0374 421 37 50-51, Değirmen Yeri: 0 374 421 26 77, Hacı Abdullah Konağı: 0374 421 22 84.

Çubuk Gölü kıyılarında şu an için konaklama imkanı yok. Konaklamak için göle 10-15 dakikalık mesafede olan Göynük'e gideceksiniz. Göynük'te de tarihi konaklar restore edilip otel olarak hizmet veriyor. Haftasonları doluluk oranı oldukça fazla. Bu yüzden rezervasyon yaptırmanızda fayda var.Otel Göynük: 0374 451 62 78-79, Akşemsettinoğlu Konağı: 0374 451 62 78Hacı Ali Paşa Konağı: 0 374 451 6821 - 0 532 560 2773.

 

ŞİLE

Yaban çiçeği

 

Temiz havası, yemyeşil bitki dokusu, altın renkli doğal kum plajları, pırıl pırıl denizi ile Karadeniz sahilinde bulunan Şile, Ege ve Akdeniz'i aratmayacak güzelliklere sahip.

KARADENİZ sahilinde İstanbul'un yanı başındaki Şile, denizin, kumun, yeşilin, tarihin, eşsiz doğanın kucaklaştığı bir sahil ilçesi. İlçe sınırları içindeki dağların yüzde 90'ı zümrüt yeşili ormanlarla kaplı.

Şile'nin tarihi M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanmakta. Şile eski Yunanca'da "Yaban Çiçeği" anlamına geliyor. Şile'nin limanına girdiğinizde arkanızda tarihi kale, bir yanınızda ise ilçenin simgesi deniz feneri karşılıyor sizi.

Karadeniz'in azgın dalgalarıyla mücadele eden gemilere 1859 yılından beri kılavuzluk ediyor Şile Feneri. Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan fener, Türkiye'nin en büyük deniz feneri olma özelliğini taşıyor aynı zamanda.

Lighthouse of Sile - Sile, Istanbul

Şile Kalesi tarihsel gelişim içinde önemli bir yer tutmuş. Bizanslılar'ın yaptırdığı kale, daha sonraları Osmanlı İmparatorluğu tarafından da kullanılmış. Kalenin yer aldığı ada, yapıtın şeklinden dolayı Ocaklı Ada olarak anılıyor.

        

 

Burası da kayaların ağladığı yer


 
Ağlayan Kayalar, Şile Feneri'nin 600 metre gerisinde taşlar arasından çıkan bir su kaynağı. Akış biçimi ağlayan bir insanın gözyaşlarına benzetildiği için bu adı almış. Efsaneye göre iki genç birbirlerini çok sevmiş, ancak aileleri evlenmelerine karşı çıkmış. Onlar da kavuşamayacaklarını anlayınca el ele tutuşup kayalıklardan Karadeniz'e atlamışlar. Arkalarından kayalar bile ağlamış.

Hafif kıvrımlı küçük koy ve doğal plajların yer aldığı 60 km'lik sahil şeridine sahip. Denizi tertemiz, uçsuz bucaksız plajlarının kumu altın renginde ve ince taneli. Ağlayan Kaya, Kumbaba, Ayazma, İmrenli, Sahilköy en çok tercih edilen kumsallar. Şile'de yaz turizmi sezonu çok kısa. Ağustos en sıcak ay. Ağustos sonunda Karadeniz'e özgü rüzgarlar başlıyor.

 

 

 

Otantik kıyafetler

Şile'yi dünyaya tanıtan en ünlü özelliği ise "Şile Bezi". Pamuk ipliğinden yapılan ve el tezgahlarında dokunan Şile Bezi, Şile'ye özgü otantik bir değer. Şile Bezi'nden vücut terini emme özelliğinden dolayı bir çok kıyafetler üretilmekte.

 

 

Nasıl Gidilir?

ŞİLE, İstanbul'a 70 km uzaklıkta. Ümraniye dışından Şile'ye bağlanan yeni bir yol var. İstanbul'un Avrupa yakasından Fatih Köprüsü'nü geçerek yola çıkanlar, Ümraniye-Şile çıkış bağlantı yolunu devam ederek Şile'ye ulaşabilir. Otobüs yolculuğunu seçerseniz, Üsküdar'dan Şile'ye Şile-Ağva- Üsküdar otobüsleri ile gidebilirsiniz.

Ne Yenir?

ŞİLE içinde özellikle liman çevresinde bulunan çok sayıda lokanta balık ağırlıklı çalışıyor. Mevsimine göre lüfer, palamut, çinekop, istavrit, kalkan balıkları sunuluyor. Bunun dışında ilçe merkezi, plaj bölümü ve konaklama tesislerinin restoranlarında damak tadınıza uygun farklı lezzetler bulmanız mümkün.

Nerede Kalınır?

ŞİLE'de her zevke her keseye göre konaklama tesisi var. Bazıları sadece yazın çalışıyor. Değirmen Otel: (0216) 711 50 48 - 711 51 48 Şile Resort Otel (0216) 711 36 27 - 28 Şile Klas Otel: (0216) 711 53 67 - 712 06 38 Fener Motel: 0216 711 28 24 Doğa Club: 0216 711 20 20

Mutlaka Yapın veya yapmayın!..

Şile'de girdiğiniz denizin Karadeniz olduğunu unutmayın ve fazla açılmayın. Bu arada kendinize mutlaka Şile Bezi'nden bir kıyafet alın. Ayrıca Karadeniz'in leziz balıklarını tadın.

 

 

ŞİRİNCE

tıklayınız >>> ŞİRİNCE

 

 

TARAKLI

Minyatür bir Osmanlı kasabası

Etrafı dağlarla çevrili dar bir vadide kurulu olan ve 19'uncu yüzyıl Osmanlı evleriyle ünlü Taraklı ilçesi şehirden kaçma fırsatı sadece hafta sonuyla sınırlı olanlar için ideal.

Sakarya'ya bağlı Taraklı, İstanbul'a yaklaşık iki saatlik mesafede bulunuyor.

Tamamı koruma altında bulunan 19.yy Osmanlı evleriyle ünlü bu yöre adeta minyatür bir Osmanlı kasabası. Taraklı'ya girdiğinizde bu kadar el değmemiş, kendisini bu kadar güzel koruyabilmiş ilçenin varlığına şaşıracaksınız.

 

Osmanlı'nın ilk dönemlerinden itibaren halkın neredeyse tamamı tahta tarak ve kaşık yapımıyla uğraştığı için ilçeye Taraklı adı verilmiş. Günümüzde ise tarak yapımı neredeyse tamamen bitmiş. Osmanlı'nın ilk yerleşim merkezlerinden biri olan bu küçük ilçe, İpek Yolu'nun da önemli konaklama noktalarından biriymiş.

Cumbalı evler

Yaşları 150 ile 300 arasında değişen cumbalı ve renkli evler genel olarak üç katlı. Taraklı halkı ellerindeki değerin farkında. Bu yüzden küçük projelerle evlerin restorasyon çalışmalarına başlanmış. Sokak dokusu hiç bozulmamış. Arnavut kaldırımlı eski sokaklarda yük taşıyanların dinlenmeleri için taşları bile bulunuyor.

              

Yöredeki en eski yapılardan biri Mimar Sinan'ın Yunus Paşa Camii. 1517 yılında yapılan caminin kubbesi kurşun kaplı olduğundan, halk arasında "Kurşunlu Camii" diye anılıyor. Caminin hemen yanında ise eşine az rastlanır bir yapı olan Fenerli Ev bulunuyor.

Tarakli - Fenerli Ev - Tarakli, Sakarya

 

Bu şirin ilçenin evleri kadar, rutubetsiz temiz havası, ayvaları ve İngiliz elması da meşhur. Bir de yöre halkının misafirperver yüzünü göreceksiniz. Son derece doğal ve güler yüzlü Taraklı halkı dışarıdan gelenleri hala 'Tanrı misafiri' anlayışıyla karşılıyor.

Bölgenin en çok ilgi gören yerlerinden biri de 21 kilometre mesafede, 1200 metre yükseklikte, eşsiz bir manzaraya sahip olan Karagöl Yaylası. Burası özellikle yaz aylarında piknikçiler tarafından tercih ediliyor.

 

Taraklı yolculuğunuzu Göynük, Mudurnu ve Abant ile de zenginleştirebilirsiniz. Bu hat özellikle fotoğraf meraklılarının, doğa ve tarih tutkunlarının çok hoşuna gidecektir.

Nasıl Gidilir?

Ankara ve İstanbul arasında yer alan Taraklı, Ankara'ya 270 km, İstanbul'a ise 200 km uzaklıkta. Taraklı'ya İstanbul'dan gitmek için İzmit-Adapazarı otoyolunu kullanabilirsiniz. Bilecik sapağından çıktıktan sonra Geyve'ye doğru yaklaşık 20 kilometre gitmek gerekiyor. Geyve'den sonra Taraklı yolunu takip ederseniz yaklaşık yarım saat sonra ilçeye ulaşacaksınız.

Ne Yenir?

Taraklı'nın kendine özgü Nohutlu Mantısı bulunuyor. Bir de uhut denilen köpük helvası var. Çarşıda yemek yenecek yerler oldukça sınırlı. Bunlar da genelde pide ve kebap üzerine çalışan lokantalar.
Taraklı halkı, bölgede yetişen elmanın şeker hastalığına iyi geldiğini söylüyor. Gitmişken bu elmadan da yemekte fayda var.

Nerede Kalınır?

Taraklı'da şimdilik bir konaklama tesisi bulunmuyor. Ancak belediye bu konuda size yardımcı olacaktır. Evini pansiyon olarak verebilecek aileler var. Belediye Tel: 0264 491 20 15. Konaklamak için 28 km ileride bulunan Göynük otellerine gidebilirsiniz. Hacı Ali Paşa Konağı: 0374 451 6821, Otel Göynük: 0374 451 6278-79, Akşemsettinoğlu Konağı: 0374 451 62 78.

 

 

TARSUS

Şimdi Tarsus'ta olmak vardı

 

Anadolu'nun en eski şehirlerinden olan Tarsus; tarih, kültür, sanat ve doğal güzellikleri ile ziyaretçilerini bekliyor. Doğa tutkunları, Tarsus Şelalesi'nin güzelliğine hayran kalıyor.

 

 

 

Birçok krallığın başkenti olan Tarsus'un, Persler'den Romalılar'a, Mısırlılar'dan Osmanlılar'a kadar uzanan yedi bin yıllık bir tarihi var. Daha Tarsus'a girerken yol kenarında bulunan tabeladaki tarihi eserlerin listesi, sanki bir açık hava müzesine girdiğinizin de habercisidir.

 
Tarsus'ta tarihi eserlerin çoğunluğu kent merkezinde toplanmış. Tarihi Roma Yolu önündeki turizm enformasyon bürosundan alacağınız kent haritası ile şehri yürüyerek dolaşabilirsiniz.

Tarsuslular'ın "Kancık Kapı" olarak adlandırdığı Kleopatra Kapısı, kentin ayakta kalan tek antik kent kapısı. Mısır'ın ünlü Kraliçesi Kleopatra'nın Romalı General Antonius ile buluşmak için gemilerle buraya geldiği ve o zamanlarda bir liman olan Roma kapısından şehre girdikleri söylenir. Sonraki yıllarda deniz kapısı yıkılmış ve onun yerine şimdiki yere yeni kapı yapılmış.

 

Hz. İsa'nın 12 Havarisinden olan Aziz Paul, MS 5-15 yıllarında Tarsus'da doğmuş. Hıristiyanların hac yeri olarak kabul edilen Aziz Paul Evi ve Kilisesi, Tarsus'un tarihi açıdan en önemli mekanlarından sayılıyor.

  

 

  

Evinin önünde bulunan kuyunun sularının şifalı olduğu kabul ediliyor. Hemen yanındaki sokakta ise eski taş işçiliğiyle ünlü, çoğu 19. yüzyıla ait eski Tarsus evleri bulunuyor.

 

 

Ölünceye dek Tarsus'ta yaşadığı varsayılan Danyal Peygamber'in Kabri ve Makam-ı Şerif Camii restorasyon çalışmaları nedeniyle şu anda gezilemiyor. Danyal Peygamber'in Tarsus'a bolluk ve bereket getirdiğine inanılıyor.

İlk ezanı okuyan Bilal-i Habeşi, Arap ordularının Tarsus'u fethi sırasında şimdiki mescidin bulunduğu yerde ezan okuyup namaz kıldırmış.

Efsaneler kenti Tarsus'un merkezinde Şahmeran heykeli bulunuyor. Burada yaşadığı düşünülen yarı kadın yarı yılan olarak bilinen Şahmeran hikayeleri herkesin dilindedir.

 

Çanakkale Zaferi'nin kazanılmasında önemli bir yeri olan Nusrat Mayın Gemisi'de Tarsus kent merkezinde bulunuyor.

 

 

Ulu Camii, Saat Kulesi, Ortodoks Rum Kilisesi, Kubad Paşa Medresesi ve Roma Hamamı şehir merkezindeki diğer tarihi eserlerden.

Ulu Cami

 

TARSUS ROMA HAMAMI

 

Kentin biraz uzağına çıktığınızda Tarsus'un 12 km uzağında Eshab-ı Kehf Mağarası bulunuyor. Hıristiyan ve Müslümanlar tarafından kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilen mağaranın yanında ise cami var.

 

 

Akdeniz güneşi ile terlediğiniz zaman ise kentin bir kilometre uzağında iki metre yükseklikten dökülen Tarsus Şelalesi'ne gitmelisiniz. Şelalenin kenarlarında piknik alanları ile çok sayıda cafe ve restoran var. 

 

Tarsus Evleri

 

 

Nasıl Gidilir?


 
Tarsus, Mersin'e 27 km uzaklıkta ulaşımı çok rahat bir ilçe. Mersin'e 20, Adana'ya 25 dakika uzaklıkta. Karayoluyla İstanbul'dan özel araçla çıkanlar Ankara-Aksaray- Ulukışla-Pozantı-Mersin-Adana yolunu takip edebilirler.

Ne Yenir?

Özel Tarsus kebabı, pastırmalı humus, saç kavurma çeşitleri, nar ekşili salatası ve şalgam suyu Tarsus'a gidip de yemeden dönmeyeceğiniz yemekler olmalı. Sac kavurma ve kebap çeşitleri yemek isterseniz şelalenin yanı başındaki Şelale Restoran, tercihiniz yöresel yemeklerden yana ise Antik Anadolu Sofrası'nı aklınızda tutun. Tarsus'un ayrıca beyaz üzümü ve cezeryesi de oldukça iyidir.

Nerede Kalınır?
 
Yaz tatilinizde Tarsus'u isterseniz günübirlik gezi programınıza alıp, Mersin ve civarında deniz kıyısındaki otellerde konaklayabilirsiniz. Tarsus kent merkezinin dışında, şelale çevresinde de konaklama imkanınız mevcut. Tarsus Mersin Otel: 0324 614 06 00, Nobel Otel: 0 324 237 22 10, Hotel Mistur: 0 324 237 50 28.


TEOS

tıklayınız >>> TEOS

 

 

TORBA

Bodrum’un en yeşil yeri

 

Torba koyu - Bodrum / TURKEY

 

 

 

Yarımadanın en yeşil bölgelerinden Torba, hem kafamı dinleyeyim hem de Bodrum gibi bir eğlence merkezine yakın olayım diyenler için iyi bir alternatif.

Bodrum Yar\u0131madas\u0131

Bodrum Yar\u0131madas\u0131

Geldiğiniz yöne göre Bodrum Yarımadası’nın ilk veya son koyu Torba, Bodrum'a 6 km uzaklıkta. Yemyeşil çam ormanlarına sırtını vermiş, mandalina ve limon ağaçlarıyla süslenmiş, korunmalı bir koyda kurulu küçük, sevimli bir yerleşim yeri.

2001 Haziran sonunda geçirdiği yangınla yeşil örtüsünü büyük ölçüde kaybeden Torba sahili, hala  çamların sahile kadar indiği ender yerlerden biri. Sakin ve huzurlu bir atmosferi ve Bodrum'a kolayca ulaşımı olması, buranın popüleritesini her zaman canlı tutuyor.

Deniz her zaman pırıl pırıl

Komşusu, Yalıkavak'ın tam tersine korumalı bir konumda bulunduğu için en sert poyrazda bile koyda yaprak kımıldamıyor. Torba'da denize girilecek yerler feribot iskelesinin bitiminde başlıyor. Deniz pırıl pırıl.

 

Uzun kıyısı boyunca her keseye cevap veren bibirinden şık oteller, küçük pansiyonlar, kafeler, barlar ve özel güneşlenme iskeleleri bulunuyor.

torba torba

 torba

 torbatorba

 

 

Bu korunmalı limanın bir parçası olan Torba, Bodrum-Didim feribot seferleri, Torba'dan yapılıyor. Dolayısıyla burada kalanlar dilerlerse Güllük körfezinden karşıya geçerek kolayca Didim'e de gidip gelebilirler.

Nasıl Gidilir?

Torba, Bodrum'a 6 km, Yalıkavak'a ise 18 km uzaklıkta bulunuyor. En kısa yol Bodrum'a gelmeden önce, Torba-Yalıkavak sapağından sağa döndüğünüzde yol, sizi doğruca Torba’ya getirecektir.

Ne Yenir?

Torba sahili sağlı sollu restoran ve cafelerle dolu. Yemek sorun değil. Ev yemeklerinden balık çeşitlerine her çeşidi bulabilirsiniz. Balık çiftliklerden getirilen çipura ve levrekler burada oldukça ucuz.

Nerede Kalınır?

TORBA'daki oteller: Barcelo Ora Holiday Village: 0252 337 13 50, Club Galata: 0252 367 15 72, Kıvanç Hotel: 0252 385 26 34, Lavanta Otel: 0252 385 21 67.

 

TRİLYE

Kırmızı kiremitli hayat Trilye

 

Zeytinbağ olarak da bilinen (Trilye) eski bir Rum yerleşimi. Türkiye'nin en iyi cins sofra zeytinlerinin üretildiği bu belde "Kiremitler Diyarı" olarak da anılıyor. Bölge özellikle günübirlik geziler için bire bir...

 

MUDANYA'DAN gelirken kıyıdan batıya doğru uzanan yol 7 km. sonra eski Rum yerleşimleri olan Kumyaka'ya (Siye) ve 10 km. sonra da Trilye'ye çıkıyor.

Trilye'ye giden yol, yemyeşil doğa içerisinde heybetli zeytin ağaçlarıyla bezeli. Karayolunda ilerlerken sağ tarafta masmavi deniz uzanıyor. Yolun ortalarında bir virajı dönünce uzakta şirin bir yerleşim yeri görünüyor. Burası önünde küçük bir balıkçı barınağının da bulunduğu Kumyaka. Sahile inip hala ayakta olan muhteşem kiliseyi görmeden geçmeyin. Kumyaka Kilisesi 780-797 yılları arasında Bizans İmparatoru IV. Konstantinos Porphyrogenetos döneminde yapılmış.

 

Kumyaka'nın nüfus yoğunluğu yaz aylarında 30 bin civarında. Yöre halkı evlerin çoğunu pansiyon olarak veriyor.

Komşu’nun Trilye’si ile kardeş belde
 
Trilye'ye girmeden önce aracınızı sağa çekip, bölgeyi kuşbaşı seyretmeyi ihmal etmeyin. Birbiriyle kaynaşmış gibi gözüken kırmızı kiremitli eski evleri, kilise ve camileri, asırlık çınarları, balıkçı barınağında sıralanmış balıkçı motorlarıyla sessiz ve muhteşem bir görüntüyle başbaşa olacaksınız.

Belde adeta bozulmamış yapısıyla doğal bir film platosu gibi olduğu için son zamanlarda TV dizilerinin de vazgeçilmez mekanlarından biri oldu. Sokak aralarında dolaşırken karşınıza çıkan ünlü biriyle karşılaşırsanız şaşırmayın.

 

Trilye, kuruluşundan Osmanlılar'ın fethine kadar Bizans kasabası olarak Rumlar'ın yaşadığı bir bölge olarak biliniyor. Fakat Trilye'de hiç Rum kalmamış. Günümüzde köyün halkı, mübadelede Selanik'ten gelmiş. Rumlar da Yunanistan'da kurulan yine aynı isimli kasabaya yerleşmişler.Yunanitan'daki Trilye'de oturanlar turistik amaçla beldeye sıkça geliyormuş. Zaten Yunanistan'daki Trilye ile Türkiye'deki, kardeş belde ilan edilmiş. Cumhuriyet döneminde "Zeytinbağ" adını almasına rağmen bugün de hemen herkes tarafından "Trilye" adı kullanılıyor.

Aracımızı parkedip Trilye'nin daracık sokaklarında kısa bir gezinti yaptığımızda Trilye'de gözalıcı eski Rum evlerini ve tarihi binaları görüyoruz. Evler genelde 2-3 katlı ve bitişik nizam.

    

 

Trilye mimari zenginliğinden dolayı koruma altına alınmış ancak neredeyse hiç korunmamış. Evler ve sokaklar onarılmamış. Trilyeliler, zamana yenik düşen evlerinin tıpkı Safranbolu evleri gibi korunmasını, restore edilmesini istiyorlar. Bakımsız ve biraz hüzünlü de olsalar, görülmeye değer güzellikteler.

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren büyük ilgi gören Trilye ve çevresinde, çok sayıda görkemli kilise, manastır ve ayazmalar inşa edilmiş, fakat bu yapılardan günümüze ancak 7 kilise, 3 manastır ve 3 ayazma ulaşabilmiş.

 

 

 

 

Turistlerin keşfetmediği belde
 
Trilye'nin denizi hemen komşusu olan Mudanya'nın denizinden daha temiz gözüküyor. Sahilde bir çok restoran ve cafe bulunuyor. Ama açıkçası buraya henüz turistik bir yer demek doğru olmaz. Köy havasını hala muhafaza ediyor.

Yöre halkının büyük bir bölümü geçimini zeytincilikle sağlıyor. Eskisi kadar zeytin ağacı olmasa da "Trilye zeytini" ülkemizde hala sofralık zeytinlerin en iyilerinden biri sayılıyor.

Nasıl Gidilir?

İstanbul-Trilye 278 km, Bursa-Mudanya arası 25 km. Mudanya Trilye 10 km. İstanbul tarafından gelecek olanlar için diğer bir alternatif ise, Yenikapı'dan kalkan deniz otobüsleri. Bu yolla 1.5 saatte Mudanya'ya ulaşım imkanı var. Mudanya-Trilye arasında dolmuş çalışıyor.

Ne Yenir?

Sahil kenarında balıkçı lokantaları mevcut. Bu lokantalarda mevsimlik, taze ve ucuz balık yemek mümkün. Genelde masaya önce Trilye'nin meşhur zeytinyağı konuluyor. Zeytinyağına kekik ve pul biber ekip odun ekmeğine banılıyor. 

Nerede Kalınır?

Yörede konaklamak için bir otel ve iki pansiyon var. Otel Tirilye: 0224 563 22 20, Savorana Pansiyon: 0224 563 26 08, Mudanya Montania Hotel: 0224 544 60 00

Mutlaka Yapın!..

Aracınızı bir yere park edip, daracık sokaklarda yaya olarak dolaşın. Trilye zeytini sofralık zeytinlerin en iyilerinden sayılıyor. Gittiğinizde almayı unutmayın.

 

 

TROY (truva)

tıklayınız >>> TROY

 

 

TURGUT REİS

Günbatımına eşsiz tanıklık

 

 

 

  

 

       

 

Adını Türk denizcisi Turgutreis'ten alan bu şirin belde, Bodrum'un en geniş alanına ve kumsalına sahip. Turgutreis'te, birbirinden güzel koylar ve her keseye uygun konaklama imkanI mevcut.

BODRUM'A yarım saat mesafedeki bu sahil beldesi adını, 16.yy'da burada doğmuş ve Osmanlı Donanması'nın ünlü amirali Turgut Reis'ten almış.

Ege ve Akdeniz'in birleştiği noktada bulunan Turgutreis'in konumu denize sıfır. İrili ufaklı koylarla dantel gibi işlenmiş kıyı boyunca burunlar ve bunlara dik paralel dağlar, zengin doğal yapısını oluşturuyor. Aralarında oluşan ovalarda yetişen narenciye halkın ana geçim kaynağını oluşturuyor.

Yöre mandalinasıyla meşhur olmakla birlikte incir ve üzümü de müthiş lezzetli.

Hızlı ve dinamik bir gelişme gösteren Turgutreis'te sahil önceki yıllarda kötü görünümdeydi. Kıyı bandı son yıllarda yapılan düzenlemelerle daha düzenli hale getirilmiş.

 

 

 

Turgutreis'in hayli girintili çıkıntılı sahilleri, burayı birbirinden güzel koylar açısından hayli zengin kılıyor. Bu doyumsuz güzellikteki koylar; Kadıkalesi, Fener, Meteoroloji, Akyarlar, Karaincir, Kargı, Bağla, Akçabük şeklinde sıralanıyor.

 

 

 

Çökertmenin hikayesi

Zamanında inciriyle adını duyuran, günümüzde ise 500 metrelik nefis plajıyla ünlenmiş olan Karaincir'i geçerek devam edildiğinde Aspat'a ulaşırsınız. Bodrum'un ünlü halk türküsü olan "Çökertme"de bu yörenin adı geçer. Aspat ismi, toprağı verimsiz olduğundan antik dönemde " ekilmeyen, verimsiz toprak" anlamına gelen Aspartos sözcüğünden esinlenilerek verilmiş.

Aspat'tan sonra eski bir balıkçı köyü olan ve Bodrum'a 22 km. uzaklıktaki Akyarlar'a varılır. Yumuşak kaya yapısıyla dikkat çeken Akyarlar'ın en önemli özelliği, balığı çok zengin biryer olmasıdır.

Yeşillikler içinde bir köy
 
Kadıkalesi, Turgutreis-Gümüşlük arasında, her ikisine de 5-10 dakika uzaklıkta şirin bir koy. Yeşillikler içindeki çevresi ve hemen arkasındaki otel, motel pansiyonlarda konaklayabileceğiniz gibi günübirlik de gidebilirsiniz.

Batıya doğru uzanan adalar şeridi, antik çağda sığ sularda batmış birçok geminin bulunduğu yerlerden biridir. Hemen karşısındaki Yassı Ada'da dünyanın ilk sualtı arkeolojik kazıları yapılmış.


Yorucu bir günün ardından, denizden veya sahilden izlenebilecek olan, unutulmaz günbatımı manzarası, ziyaretçileri büyüleyecektir.

Bu arada köylülerin kendi ürettikleri sebze ve meyvelerin sergilendiği, taptaze ürünlerle dolu tezgahların olduğu pazarı da unutmamak gerekir.

Yerli ve yabancı turistlerin gözdesi olan belde aralarında Şevket Sabancı, Tarık Akan, Halit Kıvanç, Yıldız Kenter, Ekrem Bora, Güven Sazak gibi ünlü isimlere mekan olmuş.

Limana hakim bir noktada bir elinde dostluk ve barışı simgeleyen zeytin dalı tutan kız heykeli  ve Yel Değirmenleri Turgutreis'in sembolüymüş.

 

 

Nasıl Gidilir?

Bodrum'a girmeden anayolu izleyerek 18 km. sonra Turgutreis'e ulaşabilirsiniz. Ayrıca Bitez-Bağla-Akyarlar üzerinden yarımadanın güneyini takip ederek ulaşılabileceği gibi, yarımadanın kuzeyini takip ederek Torba-Gündoğan-Yalıkavak- Gümüşlük üzerinden de gidilebilir.

Ne Yenir?

Turgutreis'teki kilometrelerce uzun kumsal ve kıyılarda, Türk damak tadını sunan 100'ü aşkın restoran ve barlar bulunmaktadır. Çipura, levrek, barbun, lagos, karides, kalamar ile yörenin ünlü kabak çiçeği dolmasını da denemelisiniz.

Nerede Kalınır?

Turgutreiste'te konaklama çok hesaplı: Yurttakalan: 0252 393 6189, Mandalinci: 0252 382 3069, Mavi: 0252 382 3748, Hülyam: 0252 382 2937, Yıldız: 0252 382 3347, Turgutreis Apart: 0252 382 3717, Gül Pansiyon: 0252 382 3206

Mutlaka Yapın!..

Deniz ve güneşin arasına biraz da tarih serpmek istiyorsanız Kadıkalesi karşısındaki Yassı Ada'ya bir gezinti düzenleyin. Gün batımını izlemek için de kendinize zaman ayırın.

 

UÇHİSAR

Kapadokya'nın zirvesi

 

              

Kapadokya'nın manzarasının en iyi izlenebildiği yer olan tarihi Uçhisar Kalesi, aynı zamanda Kapadokya'nın 'görsel başkenti'. Ayrıca, muhteşem vadinin her yerden görülen en büyük ve en güzel peri bacası.

Kapadokya bölgesini dolaşmaya karar verdiyseniz, buna Uçhisar'dan başlamanızda fayda var. Çünkü Uçhisar ve kalesi, hem Nevşehir, Göreme ve Ürgüp'e eşit uzaklıkta hem de tüm Kapadokya'nın en iyi kuş bakışı görülebileceği panoramik seyir noktası.

 

Güneyden 40 m'yi kuzeyden 100 m'yi aşan yapısıyla bir gökdelen gibi olan kalenin kullanımı, Hititler döneminden başlıyor. Doğal kale, Roma döneminden beri oyularak içine çok sayıda oda, ev, sığınak, depo, sarnıç, mezar, mahzen yapılmış, üzerinde saldırganlara karşı yuvarlamak üzere büyük taş gülleler bulundurulmuş.

 

Kale önündeki gişeden içeri girdikten sonra, kaya oyma eski tandır evi, şirane, ahır gibi mekanlardan geçerek sizi kalenin zirvesine götürecek merdivenlere ulaşırsınız. Zirveye çıkış yorucu olsa da buna kesinlikle değiyor. Kalenin zirvesine çıkınca çok sayıda oyma küp, oyma mezar göreceksiniz. Aşağılara doğru baktığınızda ise manzara karşısında hayretler içinde kalacaksınız. Küçük, büyük binlerce peri bacası kilometrelerce karelik alana yayılmış. Göreme, Göreme Açık Hava Müzesi, Ortahisar Kalesi, Güllüdere, Çavuşin, Boztepe, Aktepe, Kılıçlar Vadisi, Güvercinlik Vadisi, Kızılçukur ve ardı ardına daha birçok vadi adeta ayaklarınızın altında.

Yeraltındaki yollar vadiye çıkıyor
 
UÇHİSAR önceleri küçük bir köy olarak kalenin çevresine kurulmuş, zamanla büyümüş, aşağılara inmiş. Bugün, kalenin çevresi hediyelik eşya satan dükkanlârla dolu.

 

Kalenin içindeki mağaraya 3 ayrı yolla giriliyormuş. Bu 3 yol geniş bir salonda birleşiyor. Kale içindeki birçok dehliz, ya yıkılmış ya da toprakla dolmuş. Çok katlı bir özelliğe sahip olan kalenin bazı yerleri bugün yer yer göçtüğünden dolayı, tüm mekanlara ulaşmak ne yazık ki bugün için mümkün değil. Halk arasındaki inanışa göre, bir zamanlar Uçhisar Kalesi'nin altından Ihlara Vadisi'ne kadar giden yer altı yolları varmış.

Güvercin yuvaları
 
UÇHİSAR'da bulunan Güvercinlik Vadisi, Kapadokya'nın gezilebilen en büyük ve en uzun vadisi. Vadide kayalara oyulmuş güvercin yuvaları çok ilginç görüntü oluşturuyor. Güvercin gübresinin tarımda verimi artırdığını bilen Uçhisarlılar, yıllarca kış mevsiminde bu güvercinliklere yem atmışlar, güvercinleri beslemişler; karşılığında da bu güvercinliklerde biriken gübreleri bağlarında, bahçelerinde kullanmışlar.

        

     

Nasıl Gidilir?

Yöreye ulaşım en çok karayoluyla sağlanıyor. Yöreye uzanan yollar genel olarak iyi durumda. En önemli karayolu bağlantısı Ankara-Kayseri-Kapadokya üçgeninin tam merkezinde bulunuyor.

Mesafe bilgileri ise şöyle ; Uçhisar Nevşehir'e 7 km, Aksaray'a 75 km, Kayseri'ye 80 km. İstanbul-Nevşehir arası 730 km, İzmir- Nevşehir arası 760 km, Ankara- Nevşehir arası 275 km. İstanbul'dan otobüsle geliş 12 saat, özel arabayla 7-8 saat.

Ne Yenir?

Kapadokya'nın yemek kültüründe pide ve kebap çeşitleri önemli bir yer tutuyor. Bölgede en çok tercih edilen yemekler testi kebabı, güveç, mantı, sac tava, pastırmalı kuru fasulye, kiremit tavuk ve alabalık. Otel restoranları da zengin açık büfeleri ile hizmet veriyor.

Nerede Kalınır?

Bölge konaklama açısından çok zengin bir yer. Terk edilen kaya oyma, kesme taşlı eski Uçhisar evleri de restore edilerek bölgenin en çok tercih edilen butik otelleri haline getirilmiş. Eğer bu bölgeyi ziyaret ederseniz,lüks oteller yerine butik kaya otellerden birinde konaklarsanız akşam uyumadan önce ve sabah uyandığınızda farklı bir tatil yapmakta olduğunuzu farkedeceksiniz.

Villa Cappadocia: 0384 219 31 38, Les terrasses d' Uçhisar: 0384 219 27 92, Hotel 1001 Gece: 0384 219 22 93, Buket Hotel: 0384 219 24 90

 

ULUDAĞ

tıklayınız >>> ULUDAĞ

 

Kış tatillerinin efsane dağı

 

Türkiye'de 'kayak' denince ilk akla gelen yer Uludağ. Ülkemizin en eski ve en ünlü kayak merkezi olan Uludağ, özellikle 1970'li yıllarda sosyetenin boy gösterdiği tatil merkezlerinin başında geliyordu. Fakat son yıllarda bu kesimin Avrupa'daki kayak merkezlerine yönelmesiyle Uludağ'ın eski imajı da kalmamıştı.

Bugün ise yeni konaklama imkanları ve cazip koşullar ile Uludağ eski popülaritesini geri kazanıyor...

 

Kar kalınlığı 2 metre
 
Kayak tesislerinin yeterliliği, konaklama imkanları ve renkli gece hayatı Uludağ'ın vazgeçilmez bir tatil yöresi olmasını sağlıyor. Uludağ, 2543 metreye ulaşan doruğu ile Batı Anadolu'nun en yüksek dağı konumunda. Genellikle Kasım-Nisan ayları arası kayak yapılabiliyor. Ortalama kar kalınlığı 2 metre civarında oluyor.

Uludağ oldukça zengin lift ve pist ağına sahip. 13 farklı pistin toplam uzunluğu 20 km'yi buluyor. Merkezde 5 telesiyej, 7 teleski ve 1 adet teleferik var. Özellikle Beceren Otel'in kafeteryasının önündeki pistler çok yoğun oluyor.

 

Uludağ'da kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti gibi aktiviteler de var. Otellerin hepsinde ve pist başlarında kayak odaları bulunuyor. Kayak malzemesi olmayanlar burada kiralayabiliyor ve ders alabiliyor.

 

Kaymayı bilmiyorsanız burada hiç sorun değil. Uludağ'a gelenlerin birçoğunun kaymaya yeni başlayanlar olduğunu kısa sürede fark edeceksiniz zaten. Eğer kayak öğretmeni eşliğinde öğrenirseniz iki saat içerisinde Uludağ'ın birçok yerinde kendi başınıza kayabilirsiniz.

Oteller bölgesi 2000 metre yükseklikteki Kirazlı Yayla'da bulunuyor. Oteller, kayak pistleri dışında çeşitli aktivitelerle konuklarının beklentilerini karşılamaya çalışıyor. Bu bölge, kış geceleri tam bir eğlence merkezine dönüşüyor. Kar şenlikleri ve yarışmaların düzenlendiği geceler renkli görüntülere sahne oluyor.

Uludağ her ne kadar çok ünlü bir kış sporları merkezi de olsa, yazın da çok güzel... Yaz ve bahar aylarında kampçılık, yürüyüş ve günübirlik piknik olanakları mevcut. Özellikle sarıalan bölgesi yaz aylarında piknik yeri olarak kullanılıyor. Ayrıca yöredeki Kilimli, Buzlu, Aynalı ve Karagöl gibi krater gölleri de tatilcilerin gözdeleri.

Uludağ ilkbahar

 

Nasıl Gidilir?
 
Uludağ Milli Parkı'na hem karayolu ile hem de teleferik ile ulaşım sağlanıyor. Bursa şehir merkezinden Uludağ Milli Park'ın girişi 22 km. Milli Park, Oteller Bölgesi arası ise 12 km. Yol tamamen asfalt ve parke.
Kış aylarında Uludağ'da yoğun buzlanma ve sis oluyor. Yolun önemli bir bölümü orman içinden geçtiği için güneş almayan yerler çok fazla. Dolayısıyla umulmadık yerlerde buzlanmalarla karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden dağa çıkarken ve inerken çok dikkat etmeniz gerekiyor. Otomobilinizde zincir, takoz ve çekme halatı bulundurmayı kesinlikle unutmayın.

Ne Yenir?
 
Uludağ'da yeme-içme açısından alterenatif bir hayli fazla. Her otelin barı ve restoranı var. Sarıalan ve Kirazlıyayla'da et-mangal restoranları bulunuyor. Uludağ'da en çok tercih edilen yiyecek/içecek kombinasyonu; mangalda sucuk ve sıcak şarap..!

Nerede Kalınır?

Uludağ konaklama açısından oldukça zengin. 'İkinci bölge' denilen yeni tesislerin bulunduğu bölge, birinci bölgedeki tesislere nazaran daha tenha. Sömestr ve hafta sonlarında oteller kalabalık, rezervasyonsuz gitmeyin. Ağaoğlu:0224 285 2001, Beceren: 0224 285 2111, Akfen 0224 285 2023, Kartanesi: 0224 285 2435, Kervansaray: 0224 285 2187, Grand Yazıcı: 0224 285 2050, Club Voyage:0224 285 2322, Karinna Otel: 0224 285 23 60, Monte Baia Otel: 0224.

 

ULUYAYLA

Farklı tatil arayanların alternatifi...

Zorlu bir yolculuğu göze alanlar için, ormanları, yayla evleri ve dereleriyle Karadeniz'in muhteşem yaylası.

Uluyayla - Ulus, Bartin

 

Uluyayla Karadeniz'in en güzel yaylalarından biri. Bartın'ın 35 kilometre uzağında 1200 metre yükseklikte bulunan yaylaya çıkmak için herkesin gittiği ana yolu terkedip yan yollara sapmanız gerekiyor. Sakın unutmayın; eksiklerinizi karşılayabileceğiniz son istasyon Bartın'ın Ulus ilçesi. Her ne kadar yayla halkı çok misafirperver olsa da yiyecekten konaklamaya kadar bütün ihtiyaçlarınızı kendiniz karşılama durumundasınız.

 Uluyayla

 

 

Uluyayla yolunda zaman yitirmemek ve kaybolmamak için, yola çıkmadan önce Ulus Kaymakamlığı ya da Orman İşletme Müdürlüğü’nden bilgi almanızda hatta konaklamak için izin almanızda fayda var.

 

 

     

Ulus ilçesinin hemen gerisinde bulunan köprüden sağa girdiğinizde 35 kilometrelik bozuk orman yoluna da girmiş oluyorsunuz. Normal şartlarda bir buçuk saat süren yol, yağmurlarla birlikte geçilmesi güç hale geliyor. Bu nedenle bir 4x4 araçlarla gitmek daha doğru olur.

 

Bin 200 metre yükseklikteki yaylaya çıktığınızda, tertemiz bir hava ve eşsiz bir doğa ile ödüllendiriliyorsunuz. Ormanı ve yeşili, rengarenk çiçekleri, pınarları, mağaraları ve yaban hayvanlarıyla aşağıda bir şehir olduğunu unutturacak kadar vahşi bir doğa karşılaşıyor sizi. 

 

 

Uluyayla'ya köylüler yazın hayvanlarını otlatmak için çıkıyor. Yemyeşil çayırlar ve ormanların arasında “sayvan” adı verilen ahşap yayla evleri, küçük küçük kümeler oluşturuyor. Yerleşim birimi olarak yayla evlerinin dışında herhangi bir yapı yok. Sadece yazın kullanılan bu ahşap yayla evleri koruma altına alınmış. Kimi köylü kadını odun toplarken, kimini de yayla evlerinin balkonlarında yayık yaparken görürsünüz. Yayla halkı çok misafirperver. Herkes evine buyur etmeye çalışacaktır sizi.

 

 

 

1200 metre yükseklikteki Uluyayla yazın en sıcak günlerde dahi çok serin oluyor. Özellikle geceleri sizi sıcak tutacak giyeceklerinizi yanınıza almayı unutmayın.

Nasıl Gidilir?

Uluyayla’ya gitmek için önce Bartın’a gitmeniz gerekiyor. İstanbul’dan Bartın'a gitmek için Bolu- Gerede arasındaki Yeniçağa'dan saparak, Mengen-Devrek-Çaycuma- Bartın yolunu kullanabilirsiniz.
İkinci seçenek ise Gerede'den sapılarak gidilen Karabük-Safranbolu- Bartın yolu. Her iki yol da İstanbul'dan yaklaşık 5-6 saat sürüyor. Bartın-Ulus arası ise 40 km civarında. Ulus'a vardığınızda Uluyayla’ya çıkmak için girişteki köprüden sağa ayrılan yolu takip etmelisiniz. Yola girdikten sonra 35km lik zorlu toprak yolu aştığınızda artık Uluyayla'da sayılırsınız.

Ne Yenir?

Yaylaya çıkmadan önce erzağınızı yanınızda götürmelisiniz. Çünkü yaylada yemek yiyeceğiniz bir lokanta yok. Fakat bütün Karadeniz'de olduğu gibi burada da köylüler çok konuksever. Yiyecek konusunda herhangibir sıkıntı ile karşılaşacak olursanız sizi kaderinize terketmeyeceklerdir..(!)

Nerede Kalınır?

Uluyayla’da lokanta olmadığı gibi konaklamak için pansiyon da yok. Dolayısıyla burası sadece doğa tutkunları için. Çadırınızı ve mevsimine göre uyku tulumunuzu yanınızda götürmenizde fayda var. Çıkmadan önce Orman Bölge Müdürlüğü’nden izin almanızda da fayda var. Günübirlik gidecekseniz de Bartında konaklayabilirsiniz. Bartur Otel:0378 237 62 28, Baral Otel: 0378 227 42 88, Özmen Otel: 0378 227 48 49, Alihan Tesisleri: 0378 238 52 57.

 


URFA

Peygamberler Şehri...

“Dünyanın En Eski Heykeli” burada bulunmuş. Böylece Urfa kent merkezi tarihinin MÖ.9500’e Neolitik Döneme kadar uzandığı ortaya çıkmış.

 

Urfa; Sabilik dahil, tek tanrılı dinlere mensup insanlar ile Hz. İbrahim, Hz. Eyyüp, Hz. İlyas ve Hz. Yakup gibi peygamberlerin yaşadığı, “Peygamberler Şehri” olarak anılmaktadır.

Bu her bir tarafından tarih fışkıran kenti ''Görmeden Sakın Gitmeyin...'' İşte bu egzotik kent ve çevresinde öne çıkan güzelliklerden bazıları ..! 
        
 1-      Harran : Zengin bir tarihi geçmişi olan Şanlıurfa yöresi pek çok Höyük ve eski iskân yerine sahip. İl merkezinin 44km. Güneydoğusunda adını verdiği ovada yer alan Harran bunların en önemlilerinden biri. Yöresel mimari dokusunu oluşturan konik yapıdaki kümbet evleri, höyügü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.
Yöreye M.Ö 2000’ de Asurlular, M.Ö 612’de Babiller sonra Medler ve Persler egemen olmuşlar. Yöre, Yavuz Sultan Selim’in 1517 Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış.

2-      Balıklıgöl (Halil-Ür Rahman Gölü): Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı ve düştüğü noktadır.ibrahim peygamber, devrin zalim hükümdarı nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, onları kırıp parçalamaya ve tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. bu esnada allah tarafından ateşe "ey ateş, ibrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilir. bu emir üstüne, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. hz. ibrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. hz. ibrahim'in düştüğü yer halil-ür rahman gölüdür.
Rivayete göre nemrut'un kızı zeliha da ibrahim'e inandığından kendisini onun ardından ateşe atar. zeliha'nın düştüğü yerde de aynzeliha gölü oluşur. her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.

Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı ve düştüğü noktadır. Yüce Allah'ın emriyle ateş suya, odunlar da balığa dönüşmüştür. Halk arasında Balıklıgöl olarak bilinir

3-      Müze : Şanlıurfa Müzesi'nde; Harran'daki kazı çalışmalarından elde edilen eserlerin yanı sıra, yöredeki diğer höyüklerde ve eski iskân yerlerindeki çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan kültür varlıkları, kronolojik sıralama ile ve ayrı vitrinler halinde teşhir edilmektedir.Müze Müd.Tel : (0414) 313 15 88

4-      Eyüp Peygamber(sabır) Makamı : Burada Hz. Eyüp A.S. ın türbesi, bu türbenin güneyinde Elyasa Peygamberin türbesi, Kuzeyinde ise; Eyüp A.S. ın hanımı olan Hz. Rahime Annemizin türbesi bulunur. Ayrıca; burada Eyüp A.S.ın sırtını dayadığı bazalttan sabır taşı da yer almaktadır.

5-      Kurtuluş Müzesi (Mahmut Nedim Konağı): Devlet hastanesi yakınındaki konak 1903 yılında inşa edilmiş. Batılılaşma etkisi ve Urfa geleneksel mimarisinin karışımıdır. Düzgün kesme taştan haremlik ve selamlık olarak inşa edilmiş. Urfa Kurtuluş savaşında Fransızların işgaline uğramış. Duvarlarında top güllesi ve mermi izlerini halen görmek mümkün.

6-      Göbeklitepe: Göbekli Tepe: Neolitik dönem kült merkezidir. İlk defa 1963 yılında Prof Dr.Halet ÇAMBEL ve Prof. Dr. Robert BRAIDWOOD’un yüzey araştırmalarında keşfedilmiştir. Şu an Alman Arkeolog Klaus Schmidt tarafından kazı yapılmaktadır. Burada Hayvan kabartmalı dikili taşlar bulunmuştur.

7-      Mozaikler : Halepli Bahçe Mozaikleri: M.S 5-6 yy tarihlenen mozaikler gerek yapım tekniği ve gerekse tessaraların çok küçük ölçülerde olmasından dolayı önemli. Mozaikte kullanılan taşlar Fırat nehrinin orijinal taşları. Burada geçmişte yaşamış Amazon kraliçelerinin av sahnesini konu olan bir kompozüsyon resmedilmiş. Özellikle figürlerdeki doğallık ve gerçeğe yakınlık önemli.

8-      Ulucamii : Kızıl kilisenin yerine inşa edilmiştir. Kesin olarak kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Cami avlusunda bulunan kuyuya Hz İsa’nın Kral Abgara yolladığı mendilin düştüğüne inanılır.

9-      Fırfırlı(kilise) Camii: Yapı kilise olarak inşa edilmiş. Hristiyanlık açısından büyük önem taşıyan Varak haçı 1092 yılında Urfa’ya getirilerek bu kiliseye konulmuş. Buraya( Aziz Havariyun Kilisesi) de denir. 1956 yılında camiye çevrilmiş.

10-     Kale : Urfa kalesi M.Ö 9500 yıllarına ait  neolitik bir yerleşim höyüğü üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir. Kalenin üzerindeki korint başlıklı iki sütun Edessa Kralı IX Manu dön. M.S 240-242 yıllarında yaptırılmıştır. Kalenin sütunları hariç diğer kısımlar Abbasi döneminde restore edilmiştir.(M.S 814)

11-     Şuayip Şehri : Halk arasında Şuayb Peygamber'in bu antik-kentte yaşadığına ve kentin adını Şuayb Peygamber'den aldığına inanılıyor. Kalıntılar arasındaki bir mağara günümüzde Şuayb Peygamber'in Makamı olarak ziyaret ediliyor.
Bu antik-kentteki mevcut mimari kalıntıların Roma devrine ait olduğu tahmin ediliyor. Oldukça geniş bir alana yayılan bu tarihi kentin etrafı, yer yer izleri görülen surlarla çevrili. Kent merkezinde çok sayıdaki kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiş. Tamamı yıkılmış olan bu yapıların bazı duvar ve temel ka­lıntıları günümüze kadar gelebilmiş.

12-     Han-El Ba’rûr : Harran’ın 27 km güneydoğusundaki göktaş köyünde bulunan Han-El Ba’rur kervansarayı Eyyubiler dönemine tarihlendirilmektedir.

13-     Bazda Mağaraları: Harran / Han-El Ba’rur yolunun 19 km’sinde yolun sağında eski bir taş ocağı.

14-     Hanlar-Çarşılar :

Gümrük Han: Urfa’nın Haşimiye Meydanının yakınında yer alır. Kanuni Sultan Süleyman Zamanında 1563 yılında Urfa sancak Beyi Halhallı Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ortada avlu ve etrafında iki katlı odalar yer alır. İki renkli taş kullanıldığından “Alaca Han” adıyla da bilinir.

Çukur Han:  Hacı Kamil Hanı olarak da bilinir. Urfadaki Osmanlı hanlarının güzel örneklerindendir. Yer seviyesinden birkaç basamak aşağıda kaldığı için çukur han denmiştir. 1823 tarihinde Hacı Kamil tarafında yaptırılmıştır.

Kazaz Pazarı: Gümrük Han’ın güneyine bitişik olarak 1562 yılında inşa edilmiştir.

Sipahi Pazarı: Gümrük han’ın batısına bitişik olarak inşa edilmiştir. Kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Gümrük hanı ile aynı tarihte hana gelenlerin hayvanlarının barınması için yaptırılmış olduğu tahmin edilmektedir.

Hüseyniye Çarşıları: 1887 yılında Hartavizade Hafız Muhammed Selim Efendinin oğlu Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır
 

15-     Halfeti Rum Kale : M.Ö.855 yılında Asur Kralı III. Salmanassar tarafından zaptedildiği zaman Şitamrat adını taşıyormuş. Mercidabık savaşını kazanan Osmanlılar Halfetiyi ele geçirmiş. Bu dönemde kente Kale-i Zerrin (Altın Kale), Urumgala ve giderek Rumkale demeye başlanmış.

Hz.İsa'nın havarilerinden Jhonnes'in , Roma döneminde Rumkale'de kayadan oyma bir odada  İNCİL'in nüshalarını çoğaltığı rivayet edilir.

Rumkale Su Kuyusu: 8 metre genişlik ve 100 metreye yaklaşan yüksekliği ile inanılmaz bir mimariye sahip olan su kuyusunda, kaleden kuyunun dibine inmek için merdivenler yük taşımaya uygun yapılmış. Duvarlardaki akustik günümüzde digital olarak bile elde edilemeyecek güzellikte. Bu kuyu aynı zamanda Fırat’a ve suya ulaşmanın en kısa ve doğal yolu, halen kullanılabilir durumda ve ziyaretçilere açık.

RİVAYET EDİLİR Ki ; Rumkale beyinin yönetimi devredeceği bir oğlu olmuş. Oğlunun adını Nergis koymuş. Bu oğulun o kadar güzel ve biçimli bir yapısı varmış ki onu gören tüm genç kızlar ona aşık olur, ancak aşkına karşılık bulamayınca yıkılır ve onun aşkından intihar ederlermiş. Delikanlı ise buna bir anlam veremezmiş. Günlerden bir gün kale saldırıya uğramış. Kalenin beyi oğlunu saklamak ve kaçırabilmek amacıyla Rumkale su kuyusuna indirmiş. Kuyunun dibindeki su çok berrakmış. Tıpkı bir ayna gibi olan suda delikanlı kendi görüntüsünü görmüş ve ona aşık olmuş. Eğilip ona ulaşmak isteyince de önce kuyunun dibine ordan da Fırata yuvarlanarak boğulmuş. Denir ki: Delikanlının boğulduğu yerde bir çiçek bitmiş . Adına Nergis denmiş. Dünyanın en güzel kokan çiçeklerinden biri olan Nergis buradan tüm dünyaya yayılmış. Ama hiçbir yerde Halfeti’deki kadar güzel kokmamış.

SİYAH GÜL

Neden Arap Kızı denilmiştir, nedir Halfetinin toprağının özelliği. 1-1.5 metre yüksekliğe erişen bir çalı gülü, eğer ben gülsem, ben siyah açacaksam bunu sadece bu sularda ve bu topraklarda yapacağım diye diretmeseydi tüm Türkiye'de sevgililer sevdiklerine sadece siyah gül gönderebilirlerdi.

 

Siyah gül gizemini açığa vurmamak için bir başka iklimde ve bir başka toprakta siyah açmıyor. Rengini değiştiriyor ve kırmızı açıyor. Ama size hediye edilen bir adet siyah gül kurutulduğunda evinizin baş konuğu olmaya uzun süre devam edebilir.

16-     Atatürk Barajı: 1983 yılında inşaasına başlanan Cumhuriyet döneminin en devasa yatırımı olan baraj 1992 yılında tamamlanmıştır.

Atatürk Barajı, tamamen Türk işçi ve mühendisinin emek ve alın teriyle gerçekleştirilmiştir. Bu dev barajın gövdesi 80 ay gibi kısa bir zamanda bitirilmiştir.

Atatürk Barajı, dolgu hacmi bakımından dünyanın en büyük 6. büyük barajı durumundadır. Hidroelektrik Santralı da, dünyada halen yapımı sürenler arasında 3., inşa edilmiş olanlar arasında da 5. en büyük santraldir. Baraj, Avrupa’nın ve Türkiye"nin en büyük barajıdır.

 17-     Kelaynak Kuşları : Nuh Peygamberin ''bereket sembolü'' olarak “Tufan”da gemisine aldığı Kelaynaklar (Geronticus eremita) geçmişte Türkiye’den Kuzey Afrika’ya, Arap Yarımadası’ndan Fas’a kadar çok geniş bir bölgede ürerlermiş.Bugün, kelaynaklar nesli tükenmekle karşı karşıya olan kuş türlerinden birisidir. Kelaynaklar dünyada sadece Nil Vadisi’nde ve Birecik’te bulunmaktadırlar.

“Sevgililer Günü” olan 14 Şubat tarihinde, Kelaynakların Birecik’e göç etmesi dikkat çekicidir. Daha 50 yıl öncesine kadar üremek için geldikleri Birecik’te gökyüzünün bu kuşlarla kaplandığı bilinir.

Kelaynaklar çok sosyaldirler. Sabahın erken saatlerinde grup halinde geceledikleri alandan ayrılıp 10- 15 km uzaktaki beslenme alanlarına doğru yola çıkarlar. Uzun ve kavisli olan gagalarını kullanarak toprağı veya çalıları didikleyip yem ararlar. Kelaynaklar etçillerdir ve böcek, kertenkele, çekirge, yılan, karınca, akrep gibi kurak alanlarda bulunan canlılarla beslenirler.

18-     Ceylanlar: Bölgenin özelliği haline gelen ve CEYLANPINAR'a  ismini veren ceylanlar 1960 yıllarına kadar Suruç' tan Cizre'ye kadar olan alanda 500-1.000  başlık sürüler halinde dolaştıkları söyleniyor.Daha sonra bölgede atlı ve motorlu taşıtlarla usulsüz avlanma ve ayrıca bazı kişilerce ticari amaçla ceylanların yavrulama döneminde yavruların araziden toplanarak satılması nedeniyle nesli büyük ölçüde azalınca koruma altına alınmış.

Şanlıurfa tabiki bu kadar değil. Biz öne çıkanları özetledik sadece...Görülecek,gezilecek,bilinecek daha o kadar çok özellikleri var ki...bizlere Evliya Çelebi'nin şu sözlerini anımsatıyor;
 
"Tarif etmekte; lisan kısa, kalem kırıktır..." 


 

Nasıl Gidilir?
Havayolu: Şanlıurfa Havaalanından Ankara-İstanbul İzmir’e, bu illerden Şanlıurfa’ya uçak seferleri mevcuttur.

Karayolu: İstanbul-Ankara-Adana dan gelen yol Gaziantep'e kadar otoban olup Gaziantep-Şanlıurfa arası 141 Km çift şeritli asfalt yoldur. Bu yol Viranşehir, Kızıltepe ve Mardin üzerinden Irak'a sınır kapımız olan Habur sınır kapısına kadar devam etmektedir. Ayrıca Şanlıurfa'dan Diyarbakır'a çift şeritli karayolu ve Şanlıurfa-Akçakale üzerinden Suriye'ye karayolu mevcuttur.

Denizyolu: Yumurtalık Mersin ve İskenderun Limanlarından Şanlıurfa’ya karayolu bağlantısı yapılabilmektedir.

Demiryolu: Şanlıurfa (Akçakale-Gaziantep-İskenderun ve Şanlıurfa (Akçakale)- Gaziantep-Ankara-İstanbul hattı mevcuttur.


Nerede Kalınır?
urfa son yıllarda gerek türkiye'den gerekse dünyanın bir çok ülkesinden Gaziantep'e gelenlerin de kesinlikle uğradıkları yerlerin arasında yer alıyor. dolayısıyla kentte kalınacak nitelikli otellerin sayısı da oldukça yüksek.

Ne yenir?
urfa deyince yemek konusunda alternatifler çok. Acılı kebaplar, yöresel yemekler sizleri bekliyor. Bostana salatası, borani, lebeni çorbası, soğan tavası, kenger aşı ve daha onlarca yemek...

Kemiksiz pirzola yemediyseniz tam yerindesiniz!

Ballı maraş dondurması da çok özel tatlardan.Üzerine ince kıyılmış çam fıstığı da dökülünce değmeyin lezzetine.Mutlaka tadın!

urfa'ya özgü bir başka lezzet ise "şıllık tatlısı". İsmi nereden geliyor bilinmez ama, birkaç tane yediğinizde tıkandığınız geleneksel baklavaların aksine, bu tatlı size çok hafif gelecek.

 

 

URLA

tıklayınız >>> URLA

 

UZUNCABURÇ

Silifke'deki ''İmparator Kenti''

Toros Dağları’nın eteklerinde, “İmparator Kenti” olarak anılan antik kent Uzuncaburç, şirin, turistik bir dağ köyü konumunda.

Uzuncaburç, Silifke’ye 30 km. uzaklıkta, Toros Dağları’nın eteklerinde, çevresi ormanlarla kaplı bir yaylada yer alıyor. Halen 3000 kişinin ören yeriyle birlikte yaşadığı beldenin kendine has bir atmosferi var. Mersin taraflarına gidenler iyi bilir. Sahil kesimi yazın çok sıcak geçer. Uzuncaburç’ta ise keyifli bir serinlik vardır her zaman. Çünkü 1200 metre yükseklikte kurulduğu için yayla havası hakimdir. Bu nedenle güneş altında fazla kızarmadan (!) antik alanı gezebilirsiniz.

 

Uzuncaburç, dört kilometre uzaklıkta eski bir Hitit yerleşimi olan Olba Kenti’nin kutsal alanı olarak kurulmuş. Roma egemenliğine geçince “Zeus'un koruyuculuğundaki imparator kenti” anlamına gelen “Diocaesarea” adı verilmiş. Halen büyük bir bölümü ayakta olan anıtsal kapılar, su kemerleri, çeşme, tapınak ve tiyatro kalıntıları kentin izlerini bugüne taşıyor.

 

 

 

           

      UZUNCABURÇ SİLİFKE - KESKİN COLOR 33/771 mSc

 

 

 

 

 

 

  

 

Şehrin girişinde Uzuncaburçlu köylü kadınlar karşılar sizi. Cadde boyunca köylü kadınlar tezgâhları başında el örgüleri, tülbentler, hatıra eşyalar ve baharatlar satıyorlar. Sütunlu caddenin solunda M.S. 170 yıllarında yapıldığı sanılan ve bir bölümü toprak altında olan tiyatro var.

Şehre Roma döneminden kalma anıtsal kapıyla giriliyor. Büyük ölçüde ayakta olan kapı son derece görkemli. İlerde solda, Zeus Olbios Tapınağı var. Tapınağın sütunları önemli ölçüde ayakta. Mitolojik yaratık Medusa, hayvan figürlerinden keçi ve öküz kafası tapınağın duvar kabartmalarında ve sandukalarında sıklıkla yer alıyorlar.

Şehrin çıkışında ve surların en yüksek noktasında gözetleme kulesi olan Helenistik Kule var. 22 metre yüksekliğindeki kule büyük kesme taşlarla inşa edilmiş. Köyün 1 km. dışında da piramit şekilli çatısı olan bir mozole bulunuyor. İki katlı anıt 16 m yüksekliğinde. 

Antik kenti gezdikten sonra kentin girişinde bulunan kahvehane tarzı yerde yöreye özgü Kenger kahvesini yudumlayarak soluklanabilirsiniz.

Silifke-Uzuncaburç arasında Demircili Köyü bulunuyor. Bu köyde yolun her iki yanına dağılmış, tarlaların içinde daha çok terk edilmiş evlere benzeyen anıt mezarlar göreceksiniz. Roma Döneminden kalma bu anıt mezarlar oldukça ilginç görüntü veriyorlar.

Nasıl Gidilir?

İstanbul ile Silifke'nin arası yaklaşık 900 km. İstanbul çıkışlı Silifke'ye gitmek için otoyoldan, Bilecik çıkışı Kütahya, Afyon, Konya ve Karaman illerini takip ederek Silifke'ye ulaşmanız mümkün.
Silifke’ye 30 km. uzaklıktaki Uzuncaburç’a kıvrımlı vadilerden asfalt bir yolla ulaşılıyor.

Ne Yenir?

içine çökelek, peynir veya kavurma et koyup dürülerek yapılan SIKMA,bir Akdeniz klasiği olan GÖZLEME ve YAYIK AYRAN yörede yol kenarlarında sıkça rastlayacağınız yiyecekler. Kenger kahvesi yörenin popüler içeceği.

Kenger kahvesi dağlardan toplanan Kenger tohumundan yapılıyor. Yapılışı ve tadı da Türk Kahvesine çok benziyor.

Nerede Kalınır?

Uzuncaburç günübirlik geziler için ideal bir yer.Köyde henüz konaklama imkanınız yok. Konaklamak için Silifke veya Narlıkuyu sahilleri en uygun seçenek. Göksu Otel:0324 712 10 21, Taşcu Best Resort: 0324 741 41 41, Ayatekla: 0324 715 10 81, Olba: 0324 741 42 22.

 

ÜRGÜP

Tarihin Coğrafyaya Sunduğu Sıradışılık

 

"Güzel Atlar Diyarı" Kapadokya ve bu düşler ülkesinin en güzel şehri Ürgüp; yağmurla rüzgarın, tarihle coğrafyanın el ele vererek oluşturduğu eşsiz bir kompozisyon....

Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında, manzaraya hakim bir tepenin eteklerinde kurulu olan Ürgüp, Kapadokya Bölgesi'nin en önemli merkezlerinden. Doğanın çağlar boyunca şekillendirdiği ilginç kaya oluşumlarıyla, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserleriyle, uluslararası ödüller kazanan şaraplarıyla, kaya evleriyle, tertemiz sokaklarıyla, bugün Nevşehir'in en gelişmiş ve zengin ilçesi konumunda.

 

 

 

       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ürgüp, bütün yıl boyunca kesintisiz bir ilginin odak noktası. Kışın karlarla örtülüyor. Peri bacaları bu beyaz örtüden de nasibini alıyor ve kış dönemi kendi ziyaretçi kitlesini yaratıyor.

Binlerce Yıllık Anıt Mezar
 
Bölgedeki peri bacaları, milyonlarca yıldır süren doğal bir süreçle günümüzdeki benzersiz şekillerini almış. Bir zamanlar akarsuların ve göllerin biçim verdiği volkanik tüf tabakaları, günümüzde sert bozkır rüzgarının etkisi altında dönüşümünü sürdürüyor.

Ürgüp'teki ilk yerleşim, tarihi buluntulara göre taş devrine kadar uzanıyor. Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma türbeler, camiler, kervansaraylar ve medreseler şehir merkezinde hemen göze batıyor. Bu eşsiz coğrafyayı tamamıyla tepeden görmek için Temenni Tepesi'ne çıkmalısınız. Tepede 1288 yılında Selçuklu Sultanı Kılıçaslan için yaptırılmış olan bir anıt mezar var.

Temenni Anıt Mezarı'nın en ilginç özelliği, 700 metre uzunluğundaki tüneli. Tünelden uzun bir koridorla Ürgüp'ü tamamıyla görebileceğiniz seyirlik noktasına çıkıyorsunuz. Tepeye çıkıp arka tarafına baktığınızda eski şehri, ön tarafa baktığınızda yeni şehri görebilirsiniz.

Merkezde yerli ziyaretçilerin en fazla ilgi gösterdikleri ve adeta müze gibi gezdikleri yerin başında hala "Asmalı Konak" TV dizisinin çekildiği ev geliyor.

Her taşın bir şekli var
 
Tamamen Nevşehir'e özgü taşlardan yapılmış şehir merkezini dolaştıktan sonra, Peri Bacaları Vadisi mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Ürgüp-Avanos yolunun tam ortasında yer alan vadi, kimilerince "Pembe Vadi" olarak da adlandırılıyor. Doğal oluşumların çok yoğun bir biçimde yer aldığı bu bölgede, doğanın kayaları bir heykeltraş gibi işlediğini; deve, tavşan gibi birçok şekil oluşturduğunu gözleyeceksiniz.

Nasıl Gidilir?

ÜRGÜP, Türkiye'nin hemen hemen tam ortasında yer alıyor. İstanbul'a 750 km, Ankara'ya 300 km mesafede bulunuyor. Nevşehir'e yalnızca 15 dakika uzaklıkta yer alan Ürgüp'e gündüz yolculuk edecek olursanız, Orta Anadolu bozkırlarının çorak manzarası size eşlik edecektir. Ayrıca Kayseri Havaalanı Ürgüp'e 60 km uzaklıkta bulunuyor.

Ne Yenir?

Ürgüp' de şarabevleri, lokantalar ve eğlence yerleri bir hayli fazla. Bunların büyük bir bölümü kaya içine oyularak yapılmış. Lokantaların hemen hepsinde yöreye özgü testi kebabı, kuzu çevirme ve güveç bulabilirsiniz. Yaşar Baba Restoran: (0384) 341 28 55 Dionysos Wine House: (0384) 341 28 67 Prokopi Restoran: (0384) 341 64 98

Nerede Kalınır?

ÜRGÜP, Kapadokya yöresindeki yerleşim yerlerinden en dolu ve en hareketli olanı. Çok sayıda nitelikli otel ve pansiyon bulunuyor. Etrafa saçılmış pek çok pansiyon ve otelden kendinize en uygun olanını seçebilirsiniz. Otellerden çoğu geleneksel mimariye uygun olarak ve kayalara şekil verilerek yapılmış. Ama hemen hepsi de son derece temiz ve modern.
Oyma kayalara yapılmış otellerde ve pansiyonlarda kalmak çok ilginç olacaktır.
Surban Otel: (0384) 341 23 40 Büyük Almira Otel: (0384) 341 89 90 Sinanos Otel: (0384) 353 50 09 Turban Motel: (0384) 341 22 90 Esbelli Evi Pansiyon: (0384) 341 33 95

Mutlaka Yapın!..

Gün batımını Kızılçukur Vadisi'nde geçirin. Değişik renklerde pek çok peri bacasının yer aldığı bu vadi, güneşin battığı saatlerde çok ilginç bir seyir noktası durumunda. Bölgeyi çok rahat otomobilinizle gezebileceğiniz gibi, balon turları, trekking turları ve at turlarına da katılabilirsiniz.

 

 

ÜRKMEZ

tıklayınız >>> ÜRKMEZ

 

 

VAN

Başdödüren bir tarih...!

 

Yapmadan dönme;

*Müzeyi görmeyi ihmal etmeyin.Yolculuk MÖ 9000'de başlıyor. Başınız dönebilir...

*Kaleyi mutlaka gezin. İlk surları MÖ 840'ta inşa edilmiş.

*Çavuştepe'de Urartuların sarayını görün.

*1662'den kalma Kaya Çelebi Camii'ni ziyaret edin.

*Hüsrev Paşa Külliyesi 1567'de yapılmış. Onarılmış haline ağzınız açık kalacak.

*Muradiye Şelalesi ve Akdamar Adası'nı mutlaka ziyaret edin.

*Şehre 55 kilometre mesafedeki Hoşap ya da Güzelsu Kalesi 1600'lü yıllarda yapılmış. Uzaktan bir ejderhayı andırıyor. Kesinlikle gitmeye değer.

*Sütçü Feyzi Erol Kardeşler'de kahvaltı edip Balcı Behçet'ten de bal alabilirsiniz. Bir de otlu peynir olayı var; ihmale gelmez!

*Göl kenarında inci kefali yemeden de olmaz.

*Gümüş işçiliği çok ilgi çekici. Özellikle Atasoy Gümüş'e bir göz atmakta fayda var.

 

Van;   Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Anadolu'nun en büyük kapalı havzası olan Van Gölü kıyısında, toprakları verimli, akarsuları bol, iklim koşulları oldukça elverişli Anadolu'nun önemli bir tarihi yerleşim merkezidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

 

 

 

 

Şehir Kürtlerin atası olan Urartulardan kalmadır. Urartuların başkenti olan Van'ın (o zamanki adıyla Tuşpa) tarihi MÖ 7000 yıllarına kadar uzanır. Bölgede yapılan kazılarda Kalkolitik, Bronz ve Demir devrine ait kültürel buluntulara rastlanmış.

 

Tarihçilere göre şehir Asur Kraliçesi Semiramis tarafından kurulmuş, Urartular zamanında imparatorluk merkezi haline gelmiş. Urartulardan sonra şehre sırasıyla Medler, Persler, Büyük İskender, Selevkoslar, Ermeniler, Partlar, Romalılar, Sasaniler ve Bizanslılar hakim olmuş. M.S. 675 yılında Müslüman Araplar şehri fethetmiş, daha sonra şehre yine Bizanslılar, sonra bunları yenen Selçuklular ve daha sonra İlhanlılar, Celayirliler, Karakoyunlular, Akkoyunlular,Safeviler ve en sonunda da Osmanlılar hâkim olmuş.


                      Van Müzesi


Anadolu’da ve Mezopotamya’da yaşayan toplulukların, kavimlerin, kültürlerin yaşam biçimlerini öğrenmek açısından Van Müzesi adeta tarihe ışık tutuyor. Bu eşsiz coğrafyada yaşamış binlerce medeniyetin günümüze bıraktıkları miraslar Van Müzesi sayesinde gün ışığına çıkmış. Van Müzesinin varlığı tarihe canlı bakabilmemiz için büyük şans.


                       Van Gölü

 
Van Gölü Türkiye'nin ve dünyanın en büyük soda gölü. Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili. İçinde Akdamar, Adır, Çarpanak, ve Kuş adaları olmak üzere 4 adası var. Tarih boyu Yüksek Deniz, Nairi Denizi ve Yukarı Deniz dendiği gibi Deryaçe (Küçük Deniz) adıyla da anılmış.

Dosya:Vue du lac de Van.jpg

 

Van Gölü Marmara Denizi'nin 3/1 i büyüklüğünde. Göl Nemrut Dağı'nın patlaması sonucu oluşmuş.

Gölün suyu çok tuzlu ve sodalı. Gölün sodalı ve tuzlu suyunun cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.

Gölsuyunda bulunan Sodyum karbonattan dolayı sabunsuz deterjansız çamaşır ve bulaşık yıkanabiliyor.

Göl her mevsim, her saatte farklı bir renk alıyor. Gündoğumu ve günbatımı muhteşem. Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar, kıyıları çepeçevre saran doğal plajlarla kaplı.

 


              Tarihi ve Turistik Yerler

 
Van'da görüp gezilmesi gereken başlıca yerler aşağıda listelenmiştir.

Akdamar Adası ve Kilisesi (Kutsal Haç Kilisesi)
   (Ah Tamara Ah..!)
Eski Van Evleri
Camiler
Adır Kilisesi
Çarpanak Kilisesi
Yedi Kilise
Yedi Kilise(Varagavank Ermeni Manastırı)
Albayrak Saint Bartholomeus Manastır Kilisesi
Van Kalesi
Hoşap Kalesi
Çavuştepe Kalesi
Ayanıs Kalesi
Zernek Kalesi
Aşağı-Yukarı Anzaf Kaleleri
Muradiye Şelalesi
Kanîspî Çağlayanı
Travertenler
Yeşil Alıç ( Pagan )Kaya Kapısı
Meher Kapı
Hazine Piri Kapısı
Toprakkale
Rus Pazarı
Menua (Semiramis-Şamram) Kanalı
Halime Hatun Türbesi
Kümbet ve Türbeler
Peri Bacaları

 

               AH TAMARA AH!

Çok eskiden Vanlı bir keşişin dünyalar güzeli bir kızı varmış. Bütün Vanlı delikanlılar Tamara adındaki bu kıza hayranken, onun gözü bir Türk gencindeymiş. İki sevgilinin gizli gizli buluştuğunu öğrenen keşiş, kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çareyi onunla beraber Göl'ün en büyük adasına yerleşmekte bulmuş. Ancak gençlerin aşkı buna rağmen devam etmiş. Delikanlı her gece Tamara'nın yaktığı ateşi takip ederek gölden yüzerek adaya gelir, sevgilisiyle buluşur, gün ışımadan da tekrar yüzerek geri dönermiş.

Bir zaman sonra keşiş durumu fark etmiş. Bir gece kızının bıraktığı işaret fenerinin yerini değiştirmiş. Delikanlı her zaman olduğu gibi yine ışığı takip ederek yüzmeye koyulmuş. Ancak kıyıdaki ışığın yeri sürekli değişiyormuş. Saatlerce yüzen delikanlı, bir türlü ışığı yakalayamamış, kollarındaki derman tükenmiş. Sonunda, kuvvetli bir dalga, gücü tükenen delkanlıyı, kaldırdığı gibi sivri ve keskin kayaların üzerine atmış. Her tarafı yara bere içinde kalan delikanlının, son nefesindeki, 'Ah Tamara, ah Tamara' feryatları, kayalıklardan yankılanarak, Tamara'ya kadar ulaşmış. Bunu duyan Tamara da hiç gözünü kırpmadan kendisini azgın dalgalara bırakmış ve kaybolmuş.
Akdamar Adası'nın, işte bu acıklı olaydan sonra, 'Ah Tamara' nidasından kaldığına inanılır.
 


                 Van kedisi


Van kedisi, iyi bir yüzücü olan, gözleri mavi veya kehribar rengi ya da biri mavi diğeri kehribar olabilen, nadide ve asil bir kedi ırkıdır. Van kedisinin göz rengi üç gruba ayrılır. Her iki gözü mavi (daima turkuaz mavisi), her iki gözü kehribar (Sarı renk ve tonları, çok nadiren kahverengi) ve tek-göz (Heterokromik; yani bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte olanlar) diye gruplandırılır.

 

           Van Gölü Canavarı

Van Gölü Canavarı, Van ve Bitlis illeri arasında yer alan Van Gölü içinde yaşadığı ileri sürülen efsanevi bir yaratıktır. 1993 yılına dek adından hiç söz edilmeyen varlığı bugüne dek gördüğünü iddia eden 1000'in üzerinde kişi vardır. Yapılan araştırmalar göldeki ilk canavar vakasının 1889 yılında yaşandığını aktarıyor. Dönemin İstanbul'da yayın yapan Saadet gazetesinin, 28 Şaban 1306 (29 Nisan 1889) tarihli 1323 nolu nüshasında, canavarın Van Gölünde abdest almak isteyen bir kişiyi kapıp göle sürüklediği haberi yer alıyor.

Canavarı gördüklerini söyleyen kişilerin belirttiklerine göre canavar 15 metre uzunluğunda, sırtında sivri çıkıntıları olan, Plesiosaur ya da Ichthyosaurus benzeri bir varlıktır. Zamanla bu varlığı gördüğünü iddia edenlerin sayısı artınca olay medyaya da yansımış ve bunun üzerine ilgili bananlık bölgeye bir bilimsel araştıma ekibi göndermiştir. Ancak, yapılan araştırmalar sonucunda gölde olağandışı herhangi bir varlığın olduğuna ilişkin bir iz bulunamamıştır.

Birkaç yıl sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan Ünal Kozak adlı kişi gölde yaptığı araştırmalar sırasında yaratık ile karşılaştığını ve kameraya almayı başardığını iddia ederek çekmiş olduğu videoyu analiz için ilgili kuruluşlara göndermiştir. Konu hakkında bir de kitap yazmış olmasına karşın video ile ilgili gösterilenler kabul görmemiştir. Bunun ile ilgili eleştiriler ise kamera açısının hiç sol yana kaymadığı bunun nedeninin bu tarafta yaratığı iple çeken bir tekne bulunduğu yönündedir. Cambridge Üniversitesi'nde de biyologlarca izlenen kayıtta yaratığın hiçbir yöne sapmadan dümdüz bir yol izlemesi de bunun, bir tekne tarafından çekilen bir maket olduğu kuşkularını uyandırmıştır.

Bugün Vanın Gevaş ilçesi merkezinde bu canavar anısına yaklaşık 4 metre yüksekliğinde bir heykel dikilmiştir. Bunun yanında pek çok kişi söylentinin bölge turizmini büyük ölçüde canlandırdığını ve ziyaretçilerden büyük ilgi gördüğünü belirtmiştir.

 

Canavar ilginizi çektiyse mutlaka aşağıdaki linke tıklayınız.

http://yalanhaberajansi.wordpress.com/2010/03/09/van-golu-canavarini-goruntuledik/

 

Nasıl Gidilir?
Kentin ülke içi ulaşımı, kara, hava, deniz ve tren yolu ile sağlanıyor.TCDD Van gölü Feribot bağlantılı olmak üzere Iran’a tarifeli seferler düzenliyor. THY, Pegasus ve Sun Express'in hava ulaşımı için tarifeli günlük seferleri var.


Nerede Kalınır?
Van'da ulaşımı rahat, fiyatları uygun, kalitesi yüksek oteller var. Çoğu 2 yıldızlı olan oteller daha fazla yıldızı hakedercesine konforlu.

Grand Çağ Oteli: Sadece iki yıldızlı ama odalarda klima, internet erişimi, 600 kanallı uydu yayını var. Tel: (0432) 214 57 13

Büyük Urartu Oteli: Şehir merkezinde. Yazları çatısı düğün salonuna dönüyormuş. Tel: (0432) 212 06 60

Tuşba Otel: Göl manzaralı, hatta iskeleden göle atlamak da mümkün. Tel: (0432) 312 29 66

Şahmaran Otel: Van Gölü kıyısında. Tel: (0432) 312 30 60

Akdamar Otel: Şehir merkezine yakın. Tel: (0432) 214 99 23

Büyük Asur Oteli: Şehir merkezinde.Tel: (0432) 216 87 92


Ne Yenir?
Murtuğa (kahvaltılık), cacık (kahvaltılık), ilitme, ekşili, senseger gibi yemek türleri yöreye özgü yemeklerdir.

Van peyniri (otlu peynir), içerisine mahalli otlar katılarak yapılan güzel kokulu ve son derece lezzetli bir peynirdir. Yaz sonuna doğru küplere basılarak toprağa gömülür, kış için saklanır. Ayrıca, Van gölünden çıkarılan Van balığı, Van gölünün sodalı suyuna uygun "inci kefali" diye adlandırılan, bol havyarlı bir balık türüdür. Az kılçıklı olan bu balık oldukça lezzetlidir.

23 ekim 2011 van depremi

unutulamaz..unutulamayacak ..unutulmaması gerek.....!

23 ekim 2011 van depremi

 

 

YALIKAVAK

Bodrum’da kavak yeli

 

Yalıkavak, kendine özgü rüzgarı, eşsiz sahilleri, sakinlikleri, doyumsuz günbatımları, birçok seçkin restoran ve otelleri ile önemli bir turizm merkezi.

Yalıkavak, Bodrum Yarımadası’nda Gümüşlük ve Göltürkbükü arasında yeralıyor. Bodrum'dan Yalıkavak'a doğru yaptığınız yolculukta sizi önce bir sıra yel değirmeni, daha sonra Yalıkavak'ın o eşsiz manzarası karşılar.

 

Rüzgar burada neredeyse hiç eksilmiyor. Yalıkavak bu özelliğiyle gündüz vakti Bodrum’un yakıcı sıcağından kaçmak isteyenler için çok iyi bir alternatif oluşturuyor. Yalıkavak, Bodrum'un simgelerinden yel değirmenlerinin en çok görüldüğü yöre.

 

Normalde yüksek tepelere kurulan yeldeğirmenleri, Yalıkavak'ta her taraf estiği için sahilde bile kurulmuş. Bunlardan ayakta kalanlardan bir tanesi, sahilde hediyelik eşya satış yeri olarak hizmet veriyor. Restore edilip çevre düzenlemesiyle park içine alınan yel değirmeninin hemen yanında sahil boyunca uzanan çay bahçeleri, pastane ve restoranlar var. Yel değirmenlerinden üç tanesi ise Bodrum’dan Yalıkavak’a gelirken tepelerde gözünüze çarpar.

Yalıkavak, Bodrum Yarımadası’nın genel karakterine uygun olarak ağaçlı, yeşil bir bölge değil. Yalnızca sahilde okaliptüs ağaçları ve bembeyaz evleri saran mor begonviller var. Yalıkavak'da adına aldanıp da kavak ağacı aramayın, bulamazsınız.

Alternatifi bol yer

Panorama olarak en hakim nokta Aratepe mevkii. Buradan tüm Yalıkavak'ı, adaları ve günbatımını izlemeniz mümkün. Denize girmek için çevredeki Tilkicik Koyu, Paşa Limanı, Ağaçbaşı, Küdür Koyları, Erdemil ya da Gıcıman Plajları'ndan birini merkeze yakın oldukları için tercih edebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

Cicişlerden Yalıkavak şov! 

    

 

 

 

 

 

 

 

Gıcıman, göz alabildiğine uzayıp giden bir plaj. Ne kadar kalabalık olsa da, sakin bir yer bulup havlunuzu serebilirsiniz.

Sabah erken saatlerde denize girmek ve yürüyüş yapmak için Küdür Mevkii, son derece keyif verici bir yer. Burada halk plajlarının yanısıra beach clublar da bulunuyor.

 

Tilkicik Koyu, genellikle büyük kapasiteli otellerin bulunduğu bir bölge. Büyük marketleri de Gökçebel Köyü diye tabir edilen Torba-Yalıkavak ana yolunun başlangıç noktasında bulabilirsiniz. 

Eski bir süngerci ve balıkçı kasabası olan yörenin yerli halkı hala denizci. Perşembe günü kurulan ve öğleye kadar açık kalan Yalıkavak Pazarı, sadece taze meyve sebze açısından değil, yöresel ürünler ve el işi dokumalar açısından da çok zengin.

Yalıkavak Bordum’a 18 km ve minibüsle en fazla 20-25 dakika uzaklıkta. Akşamları eğlenmek isteyenler Bodrum’a rahatlıkla inebilir ve gece geç saatlerde dönebilir.

Nasıl Gidilir?

Yalıkavak Bodrum'a 18 km uzaklıkta bulunuyor. Bodrum'a gelmeden önce, Yalıkavak ve Torba sapağından sağa döndüğünüzde yol, sırasıyla sizi Torba, Göltürkbükü ve Yalıkavak'a götürecektir.

Ne Yenir?

Yalıkavak sahili boydan boya, sağlı sollu, her zevke her keseye cevap veren restoran ve cafelerle dolu. Yemek sorun değil. En lüksünden en salaşına her çeşidi bulunuyor. Tabii ki tercihiniz balık olacaksa balık çiftliklerden getirilen çipura ve levrekler burada oldukça ucuz.
 

Nerede Kalınır?

Konaklama açısından da burada yarımada’nın diğer bölgelerine göre ucuz oteller var. Yalıkavak: MerCan Story Apart Otel: 252 385 24 27, Yüksel Pansiyon: 252 385 41 65, Club Flipper: 252 385 33 33. 


YALOVA


Yalova, gerek coğrafi konumu; gerek tarihi ve arkeolojik zenginlikleri ve gerekse doğal güzellikleri ile oldukça cazip bir yer. İl, İstanbul, Kocaeli ve Bursa’nın tam ortasında bulunduğundan, önemli bir turizm potansiyeline sahip. Özellikle Termal, Çınarcık ve Armutlu ilçelerinde ekonomi büyük ölçüde turizme dayalı.

Yalova, yüzölçümü itibariyle Türkiye'nin en küçük ili ve 105 km ile denize en uzun kıyısı olan turistik illerinden de birisi.

 

  

 

 

 yalova

 

 

 

  

 

 

 

 

                   

 

 

 

 

Deniz Turizmi 

                    Yalova bölgesi plajlar bakımından önem taşır. Kıyı boyunca denize girme olanakları sunan Yalova’nın ilçe merkezi de deniz kıyısındadır.

İlçenin doğu kıyıları daha çok kamu kuruluşlarının kamp yeri olarak kullanılıyor. İzmit Körfezi’ne doğru olan bu yörede çok sayıda otel, motel ve tatil siteleri bulunuyor.

Yalova’nın deniz turizmi açısından asıl önemli merkezi, ilçenin batısındaki Çınarcık yöresi. ilçe merkezinin 18 km uzağında ve deniz kıyısında bulunan Çınarcık’a, asfalt bir yolla bağlı olduğu Yalova’dan çeşitli araçlarla ulaşılabiliyor. Yöreye Istanbul-Kabataş’tan vapurla da gelinebiliyor.Hem Çınarcığa hemde Yalovaya hızlı deniz otobüsleri de mevcut.

 

Gelişkin turistik tesislerin bulunduğu Çınarcık sahilleri tümüyle otel ve motellerle kaplı. Yerleşimin arkasındaki sırtlarda bulunan köy evleri pansiyon olarak kullanıldığı gibi mevsimlik olarak da kiralanabiliyor.

Yörede gazinoların toplandığı çınar ağaçlarıyla kaplı sevimli,küçük bir koruluk var. 

Kumsalı iri taşlarla döşeli olan Çınarcık, İstanbul’un diğer önemli sayfiyeleri gibi hızlı bir çevre kirliliğine maruz kalıyor. Son yıllarda kapasite üstü kullanım, alt yapı eksikliği, yöreyi hızla tehdit etmeye başlamış.

Çınarcık’ın batısındaki Esenköy yöresi, nispeten temiz denizi ve henüz kalabalıklaşmamış yapısıyla gelişmeye açık bir sayfiye yeri olma yolunda. Esenköy’e Yalova’dan kalkan minibüslerle ulaşabilirsiniz.

 

         

Termal Turizmi   

 

 Termal Kaplıcaları

     

Türkiye’nin 1. derece önemli ve öncelikli kaplıcalarındandır. Termal Kaplıcaları Yalova İl merkezi’ne 12 km uzaklıkta Termal ilçe merkezinde bulunuyor. 212 yatak kapasitesine sahip olan Termal Turistik İşletmeleri, Samanlı Dağı’nın yamacında vadi içerisinde yer almaktadır.

  

    

 

  

  


Yüzyıllardır çeşitli medeniyetlerin şifa merkezi olan Termal’in şifalı su kaynakları günümüzde de birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Kaplıca suları romatizmalı ve metabolizmalı hastalıklar, sindirim sistemi, karaciğer, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıkları, ortopedik operasyonlar sonrası deri hastalıkları, psikolojik hastalıklar, kadın hastalıkları, fonksiyonel rahatsızlıklar için şifalıymış.

********Şifalı sular efsanesi

Termal'in şifalı suları Hellenistik, roma ve Bizans döneminden beri biliniyor. Tarihi bu kadar eskiye dayanan bir Termal'in (Kaplıca) efsanesinin olması da tabiki kaçınılmaz. Bunlar arasında en bildik efsane, Konstantinopolis Tekfuru Yanko'nun kızı Eleni'nin Termal'in sularında şifa bulması.
Efsaneye göre ; Eleni, vücudunu kaplayan yaralar yüzünden Termal'e yerleşir, kendisine insanlardan uzak bir hayat kurar. Yaptığı yürüyüşler sırasında yaralı bir ceylanın her gün sıcak sularda yıkandığını ve gün geçtikçe yaralarının kapandığını fark eder. Aynı tedaviyi kendisine de uygular ve bu sayede vücudundaki yaralar iyileşir, sağlığına kavuşur. Kızı Eleni'nin iyileşmesine karşılık Tekfur, buraya halkın yararlanabileceği hamamlar yaptırır, böylece bugünün kaplıca şehri Termal'in temelleri atılmış olur.

Ancak bu efsane Hellenistik dönemden itibaren her döneme uyarlanarak anlatılmış. Ferhad ile Şirin efsanesinin bile bu kaplıcalar şehrinde geçtiğini, Ferhad'ın buradaki bir dağı delerek şifalı sular akıttığına inanılmış.
Termal, Roma döneminde tam anlamıyla bir kaplıca ve su şehri olmuş. Osmanlı döneminde ise restore edilmiş. Hatta Abdülmecit'in annesinin romatizmalarına burada şifa bulması üzerine Termal, en kapsamlı restorasyonunu da bu dönemde yaşamış.

*********Atatürk ihya etmiş

Bu şifalı su kentinin altın dönemi ise Cumhuriyet'in ilk yıllarına rastlıyor. Termal'de bir köşk yaptırıp burada dinlenen Atatürk, Termal'in bozulmadan gelişmesinde ve yeniden yapılanmasında etkili olmuş. Yalova'ya ve özellikle kaplıcaların bulunduğu bölgeye hayran olan Atatürk, buraya büyük ve görkemli bir otel yapılması emrini vermiş. Kendisine ait özel bir odanın da bulunduğu ve döneminin en büyük ve en lüks örneklerinden biri olan Termal Otel 1938'de tamamlanmış.
1932 yılında Atatürk’ün kazı emrini vermesi ile başlatılan çalışmalar da çeşitli adak stelleri, mezar taşları, bir kilise ve dehliz, Bizans İmparatoru II. Iustinianos (M.S.565-578) monogramı taşıyan sütunlar bulunmuş.
Kilise ve dehlizin o dönemin günah çıkarma yeri olarak kullanıldığı, hastaların gelecekten haber almak üzere burada uykuya yattıklarına dair rivayetler var. Dehlizde en ufak bir fısıltının diğer taraftan duyulması, bu rivayetlere ışık tutuyor. Kilisenin kapısında bulunan iki mezar taşının da Beş Melek Kilisesi’nin Ayazması’na ait olabileceğini düşündürüyor.

Termal'e gelmeden az önce Üvezpınar Köyü'ne giden yola saparsanız, yaklaşık 7 km. sonra sizi harika bir sürpriz bekliyor!--->>>>

**********Sudüşen Şelalesi

Sağlı sollu meyve ağaçlarının bulunduğu, yeni açılmış yoldan önce köyün meydanına ulaşacaksınız. Az ilerde ise daracık bir köprüyle karşılaşacaksınız. Arabanızı park edip, köprüyü yürüyerek geçin. Yaklaşık 500 metre ileride karşınıza aniden Sudüşen Şelalesi çıkıverecek.

sudusen-selalesi

Yüksekliği 25 metreyi bulan şelalenin suları inanılmaz bir gece mavisi renginde. Üstelik suyu öylesine temiz, çevresi yüksek ağaçlarla öylesine gölgelenmiş ki, insan kendini periler ülkesinde hissediyor. Şelale ayrıca içindeki alabalıklarıyla da ünlü.

 

Armutlu Kaplıcaları

Yalova İl merkezine 51 km uzaklıkta olan kaplıca, Armutlu İlçe Merkezi'nin 4 km. kuzeyinde bulunmaktadır. Türkiye'nin 1. derece önemli ve öncelikli kaplıcalarından olan Armutlu Kaplıcası, çevresi ağaç ve makilerle kaplı bir vadide, dere yatağı boyuna sıralanmış çok sayıda kaynaktan oluşmaktadır.
Kaynak suları banyo, içme ve çamur olarak uygulandığı gibi, sudan çıkan gazları teneffüs etme yoluyla da uygulanır.

 
Kaplıca suyu; asidin vücuttan atılmasında, sinirler üzerinde, iltihabi hastalıklarda ve kadın hastalıklarında, mide ve bağırsak hastalıklarında, yaraların iyileşmesinde, karaciğerin düzenli çalışmasında, hormonların iyileşmesinde ve idrar söktürücü olarak yararlıdır.

 

YÜRÜYEN KÖŞK


Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde, Köşkün hemen yanındaki Ulu Çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: Ağacın dalları uzamış binanın duvarına dayanmıştır. Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkânsız olan bir emir verir: “AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK.” Görev İstanbul Belediye’sine intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlenir. Başmühendis Ali Galip Alnar yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova’ya gelerek çalışmaya başlar. 8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim, santim çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir.

Ve....köşkün yürütüldüğü an....!

yk010 yk011

 

yk009 yk013

 

 

 

 

 

Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Ulu Önder Atatürk ile birlikte, kardeşi Makbule Atadan, Vali vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya Bey ve Cumhuriyet Gazetesi Baş muhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 m. Civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve Ulu Çınar Ağacıda kesilmekten kurtulur.
O günden beri köşkün adı “YÜRÜYEN KÖŞK” olarak kalmıştır. Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12.07.1980 gün ve 12238 sayılı kararı ile korunması gerekli Kültür ve Tabiat Varlıkları arasında sayılmış ve tescili yapılmıştır. 2006 Yılında, Yalova Belediyesi tarafından restorasyonu yapılarak ziyaretçilere açılmıştır.
 

TERMAL ATATÜRK KÖŞKÜ


Termal Atatürk Köşkü 1929 Yılında 38 günde yaptırılmıştır.  Köşk’te ilk yabancı devlet adamı olarak İran Şahı ağırlanmıştır. Köşk tamamen ahşaptan yapılmış olup, iki katlıdır. Üç şeref salonu ve onbir odası vardır.

Dönemin kullanılan eşyası ile birlikte korunan Köşk müze olarak halka açıktır. Çok partili sisteme geçiş, Yerli Malı Haftası, Türk Tarih ve Dil Kurumlarının kurulması, Kuran’ı-Kerim’in Türkçeleştirilmesi çalışmaları gibi zamanın birçok önemli kararları burada alınmıştır. Köşk’te bulunan bazı eşyalar ve özellikleri; Kurşunlu banyo ve kadınlar tablosu (Nurettin Niyazi 1930) Bir dağ yamacı ve bazı hayvanları temsil eden bir resim (Ayvazoski–1875).

termal-ataturk-kosku-nu-tablosu.jpg

Halılar: İran, Hereke. Vazolar: Yıldız porselen, Fransa, Japon ve Çin, ayrıca bir tanesi Mısır yapımın Hiyeroğlif yazılarla süslü pirinç ve abanoz ağacından yapılmış. Karyolalar: Pirinç yatak odası takımı, Fransız lake sandalyeler ceylan derisi ile kaplanmıştır. Radyo: Alman (RCA) marka. Piyano: Wilheelm Spaethe (Gera) Anneannesinden kalan kanaviçeli seccade. Masa: iki tarafı da eşit yapılmış, her iki tarafa kullanılıyor, İngiliz yapımı demir aksamları, yaldız altından kaplama. Dosya Dolabı: Kaplama, gül ağacı, demir aksamları yaldız altın. İran Şahı’nın hediyesi saat, şamdan altın, yaldız kaplama.

KARACA ARBORETUM
Botanik

 

 

Karaca Arboretumu: 1980 yılında TEMA Vakfı kurucusu Hayrettin KARACA tarafından kurulmuştur. Yalova-Termal karayolu üzerinde, il merkezine 5 km mesafede Samanlı köyü içerisinde bulunmaktadır. Peyzaj ağırlıklı,koleksiyon bir arboretum karakterinde olup, 135.000 m2 lik bir alanda tesis edilmiştir. İçerisinde kaya bahçeleri,bitki bahçeleri, iris bahçeleri, gül bahçeleri, minyatür bitkiler, Türkiye doğumlu bonsai bitki koleksiyonları vb. örnekler vardır. Başta Türkiye olmak üzere, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Avusturalya kıtaları ve Yeni Zelanda'dan bitki örnekleri yanında, Türkiye'nin endemik bitki örnekleri mevcuttur. Arboretum içerisinde tahminen 5 bin odunsu, bir o kadarda otsu rizomlu ve soğanlı bitki mevcuttur.
Karaca Arboretumu senede 15.000 civarında yerli ve yabancı kişi ziyaret etmektedir.
Fidanlık haftanın her günü açıktır.

Karaca Arboretum Haziran 2004 de Uluslararası Dendroloji (Ağaç Bilimi) Cemiyeti tarafından ödüle layık görülmüş ve 27 Haziran 2004 de bu ödül Uluslararası Dendroloji Cemiyetinin Başkanı tarafından Karaca Arboretum da düzenlenen törenle Sn. Hayrettin KARACA’ya takdim edilmiştir. Bu ödül dünyada şimdiye kadar 14 Arboretum ya da Koleksiyon bahçesine verilmiştir.

"Toprak Dede"ye ödül

(Toprak Dede Röportajı BAKINIZ>>>>  http://www.yalovagazetesi.com/%E2%80%98siliden-gelirler-ama-samanli-koyunden-gelmezler-roportaj,15.html            

                    

TİGEM ATATÜRK KÖŞKÜ

Tigem (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne ) bağlı arazi üzerinde bulunan iki katlı bir binadan oluşuyor. İçerisinde Ata’nın kullandığı bazı malzemeler ve Ata’nın Yalova’da çekilmiş resimlerinin panoları mevcut.


 

RÜSTEMPAŞA CAMİİ

Yalova merkezde bulunan Rüstem Paşa Camii Osmanlı dönemi mimari yapılardan. Mimar Sinan tarafından yapıldığı bilinen Rüstempaşa Camii; Osmanlı Paşası Rüstem Paşa tarafından 17. yüzyılda yaptırılmış.

 

   

 

HERSEKZADE AHMET PAŞA VE KÜLLİYESİ- ALTINOVA

Yalova İli, Altınova İlçesi, Hersek Köyü’nde bulunan, 15. y.y. Osmanlı dönemi eserlerinden.
İzmit Körfezi’nin en dar yerinde olması nedeniyle zamanın ünlü vezirlerinden Herzekzade Ahmet Paşa, Hersek’e küçük bir liman, 700 ev, çift kubbeli büyük bir camii, 2 han, 1 imaret, 1 mescit 1 medrese ve 1 tekke yaptırmak suretiyle bu beldeyi ihya etmiş.

 

 

HACI ALİ PAŞA CAMİİ-ARMUTLU

Armutlu ilçe merkezinde bulunan Hacı Ali Paşa Cami (Ahmet Çelebi) aynı zamanda Çarşı Cami olarak ta bilinmektedir. Yapım tarihi belli değildir. Orhan Gazi döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. İbadete açık olan caminin iç ahşap dizaynı ve dış ahşap saçakları, ince bir ahşap işçilik örneği sergilemektedir.

Hacı Ali Paşa Camii
 
KURŞUNLU HAMAM

16 yüzyıl önce Bizans İmparatorluğu Justinianos tarafından yaptırılmış. Afet ve savaşlar nedeni ile zamanla toprağa gömülmüş olan Kurşunlu Hamam, 1900 yılında Osmanlı Padişahı Abdülhamit’in emriyle onarılmış. Hamamın üstü kurşunla kaplı olduğu için Kurşunlu Hamam adını almış. Banyonun dış cephesinde mermer üzerine Osmanlıca yazılmış bir kitabe bulunuyor.

 
           
 
VALİDE HAMAMI

Bizans Kralı Konstantin döneminde 6 kubbeli olarak yapılmış. Osmanlı döneminde Sultan Mecid tarafından onarılmış ve annesi burada tedavi gördüğünden Valide Hamamı adını almış. Banyonun buharlı oda bölümünde mermer üzerinde Osmanlıca bir kitabe var.

  

 

 

 

KARA KİLİSE

Çiftlikköy ''Başkent 1 sahil sitesi'' içinde bulunan ve halk arasında Karakilise olarak bilinen Roma dönemine ait su mimarisi yapısı bulunmaktadır. Bu yapı Bizans Dönemi’nde kilise haline getirilmiş.


 
YALOVA KAĞITHANESİ

Kağıthane-i Yalakabad adıyla Yalova Kağıthanesi “el ile kağıdın yapıldığı” dönemde Elmalık Köyünde İbrahim Müteferrika tarafından 1745 yılında kurulmuş. Yalova Kağıthanesi kurulduğu dönem itibariyle Osmanlı döneminin ve tarihi önemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kağıthanesi olma kimliğini de beraberinde taşıyor.
 
YALOVA AÇIK HAVA MÜZESİ

6000 yıllık geçmişe sahip olan İlimizin çeşitli yerlerinde çıkan ve değişik yerlerde muhafaza edilen tarihi eserlerin toplanarak sergilendiği güzel bir mekân oluşturulmuş.

 

 

29 Ekim 2003 tarihinde açılan müzede Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemine ait eserler yer almakla birlikte Yalova’nın çeşitli bölgelerinde bulunan eserlere ait maketler de bulunuyor.  

 


             

          YALOVA’DA DOĞA TURİZMİ

 

 

GÜNÜBİRLİK TURİZM
Yalova günübirlik turizm olanakları zengin olan bir ildir. İlde çok sayıda mesire yeri bulunmaktadır. Günübirlik turlar rekreasyon alanlarında ve doğal özelliklere sahip alanlarda yapılmaktadır. Hasan Baba Piknik alanı, mesire alanı ve hayvan koruma parkıdır.


 
ÇINARCIK-HASANBABA-ESENKÖY
HASANBABA:Termal ve Çınarcık ilçeleri arasında ve Çınarcık sırtlarında bulunan Hasan Baba Piknik ve mesire yeri geniş bir alana yayılmış olup,meşe,kestane ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplı, denize nazır, foto safari yapılabilecek doğal güzellikler içermektedir. Ayrıca bu alanda doğal ortamda Geyik koruma alanı mevcuttur. Hasan Baba mesire yerinde, içme suyu ve yeme-içme hizmeti sunan Restoran bulunmaktadır. Çınarcık-Esenköy sahilleri, denize girmek için en çok tercih edilen sahil bandıdır. Çınacık-Esenköy arasında bulunan “Kumluk Plajı” kumsalı ve altyapısıyla en düzenli plaj durumunda olup, en yoğun olarak denize girilen plajdır. İlçede çok sayıda konaklama, yeme-içme ve eğlence tesisi mevcuttur. 
   

 

 

        YAYLA TURİZMİ            

                                                          Yalova ili, kıyı, orman, yayla olanakları ve uygunluğu ile gençlik turizmine uygun bir yöredir. Yurtiçi ve yurtdışından gelen gençler gruplar halinde kamp yapmaktadırlar. Bilhassa Delmece Yaylası ve Sudüşen Şelalesi tercih edilen merkezlerdendir.
 

 

SUDÜŞEN ŞELALESİ :Termal İlçesi Üvezpınar Köyü’nden 8 km uzaklıkta bulunan Sudüşen Şelalesi ve çevresi doğa tutkunlarına muhteşem bir şölen sunar.

 

Şelaleye giden yol, rahat ve doğal bir yürüyüş parkuru olup, yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerce yoğun olarak tercih edilmektedir. Şelaleye çıkarken eşsiz bir baraj gölü, Marmara Denizi manzarası ve çok çeşitli orman faunası ile karşılaşılır ki, bu güzergâh foto safari, doğa yürüyüşü ve piknik alanı olarak kullanılmaktadır.

  

 

Panorama tepesi denizden 120 m. yükseklikte ve her mevsim yeşil bitki örtüsü ile kaplı çok güzel görüntülere sahip bir alandır.
 

DELMECE YAYLASI :Yalova’nın en çok tanınan yaylaları, Kocadere ve Teşvikiye beldelerinin güneyinde yer alan Erikli ve Delmece yaylalarıdır. Delmece Yaylası Çınarcık İlçesi’ne bağlı Teşvikiye Beldesinden çıkılan ve sahilden 17 km içeride, tamamı asfalt yol olan ve çok geniş düzlük bir alanı kaplayan, eşsiz doğal güzelliklere sahiptir.

Büyük alanda çam, meşe, kestane ve ıhlamur ağaçlarından oluşan çeşitli ağaç türlerinin, yakın çevresinde şelalelerin ve “dipsiz göl” olarak bilinen derin bir krater gölünün bulunduğu doğa harikası’nın yanı sıra “şifalı su” diye bilinen bir içme su kaynağı vardır. Ayrıca Teşvikiye beldesi’nde bulunan Delmece Yaylası doğal yürüyüş parkuru ile farklı doğal güzellikleri yaşayarak ulaşabileceğiniz seçenekler sunması bakımından çok ilgi çekicidir. Delmece Yaylası alanı 400 dönüm olup, üzerinde 60 hane ahşap ve 20 hane kargır bina bulunmaktadır. Yaylanın bulunduğu alanın tamamı 2/B orman arazisi kapsamındadır.

 

 

    

 

DELMECE YAYLASINDA 20 GÜN KALIP DA BURNIN SUYUNDAN İÇENİN KANINDA HİÇ BİR MİKROP BARINAMIYOR, KAN TAMAMEN TEMİZLENİYORMUŞ.' 
Şifalı suyu tahlil edilip sırrı çözülememiş.doyumsuz içimi olan çok soğuk.Buraya gelen nice  veremli hasta şifa bulup iyileşmiş. '' önemle duyurulu ''

 

TREKKİNG-HİKKİNG-BİKİNG

(DAĞ VE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ)
Yalova İli’nin çevresindeki ormanlık alanlar, yürüyüş ve dağ bisikleti olanakları açısından son derece uygundur. Çınarcık İlçesi, Teşvikiye köyü’nde bulunan Delmece Yaylası parkuru, farklı doğal güzellikleri aynı gezide bulabileceğiniz seçenekler sunması bakımından ilgi çekicidir. 800 m. Yükseklikteki yaylada yeşilin çeşitli tonlarını görebilirsiniz. Doğa yürüyüşü için ideal bir parkur olan Erikli Deresi kenarında yürürken karşınıza çıkan şelaleler buraya ayrı bir güzellik katar.

 

Biraz eforlu bir yürüyüş gerektiren 10 km.lik parkur üzerinde kamp yapılabilecek alanlar bulunmaktadır. Üvezpınar köyü’nden 8 km. uzaklıkta bulunan Sudüşen Şelalesi ve çevresi de doğa tutkunlarına muhteşem bir şölen sunar. Şelaleye giden yol, rahat ve doğal bir yürüyüş parkuru olup, yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerce yoğun olarak tercih edilmektedir. Şelaleye çıkarken eşsiz bir baraj gölü, Marmara Denizi manzarası ve çok çeşitli orman faunası ile karşılaşılır ki, bu güzergah foto safari, doğa yürüyüşü ve piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Panorama tepesi denizden 120m. Yükseklikte ve her mevsimin yeşil bitki örtüsü ile kaplı çok güzel görüntülere sahip bir alandır.

  

 

 


Yalova’dan Armutlu’ya 50 km. mesafede, uzunca bir bölümü deniz kenarından geçen kimi yerde zeytinlikler arasından kıvrılan yoldan Esenköy’ü geçtikten sonra karşılaşacağınız Çalderesi de gümbür gümbür çağlayan şelaleleriyle sizi doğayla kucaklaşmaya davet ediyor.

Çaldere, Samanlı Dağları’nın en batı ucunda, Taz Dağı ile hemen yanındaki Çatal Tepe’den kaynağını alır ve Esenköy’de denize dökülür. Dere boyunca zorlu bir parkura sahip olan alan biraz teknik gerektiren bir konumdadır.

 


 
                KAMP KARAVAN TURİZMİ
Yalova kamp ve karavan turizmine elverişlidir. Özellikle doğal güzelliklere sahip kıyılarda, gençlere yönelik doğal değerleri koruyarak kamp yapma olanağı vardır. Üvezpınar ve Kurtköy bölgesi. İl ve ilçe merkezleri kıyı şeridinde doğal kamp alanları bulunmaktadır.


AV TURİZMİ

 
                     Yalova hem kara hem de su avcılığı bakımından önemli bir konumdadır. İl, doğal yapısı nedeniyle çeşitli hayvan türlerinin yaşamasına olanak vermektedir. Bu yüzden av turizmi cazip bir hal almaktadır. Bıldırcın ve üveyik avı bol miktarda yapılmaktadır. Av hayvanlarının varlığı av turizminin gelişmesi amacıyla kullanılabilir.
 
KARA AVCILIĞI

Mecidiyeköy, Armutlu Göleti, Delmece Yaylası, Esenköy, Ortaburun, Hacımehmet Köyü,

Esadiye, Sugören, Elmalık, Kabaklı, Kılıçköy, Ahmediye civarlarında yapılmaktadır

DENİZ AVCILIĞI

Termal’de bulunan Sudüşen Çağlayanı’nda Alabalık avlanabilir. Elmalık köyü veKurtköy yakınlarında Alabalık tesisleri bulunmaktadır. Ayrıca ilimizde deniz avcılığı Çınarcık, Esenköy, Armutlu, Kapaklı ve Fıstıklı sahillerinde yoğun olarak yapılmaktadır.
 
ZIPKINLA DALMA

Armutlu ilçesinin kuzeybatı sahilinde bulunan kayalık alanlar Türkiye’nin zıpkınla dalmaya ve su sporlarına en uygun bölgelerindendir. Bu spor faaliyeti Bozburun ve Ayıburnu açıklarında yapılmaktadır.

 

 

Ne yenir?
Yöre mutfağı, Yalova İlinin çeşitli sosyal yapısı ve buraya göç ederek gelenlerin kendi kültürünü yaşatma isteği Yalova’da zengin bir mutfak kültürünün doğmasına yol açmıştır.

Yalova’da yerel mutfağa özgü yemekler arasında; Miflöylü Yalova Kababı,Yalova köftesi,termal sarma,yaprak pidesi,Pavli (haşlanmış lahana yaprağı kökü), Papara (mısır unundan yapılan çorba), kara lahana yemeği, Luhu şuşkey (mısır ekmeği doğranmış lahana yemeği), Çirbuli (Kırmızı biberli yumurta), Lalanga (tavada yapılan ince hamur yemeği), Çubiyiş gayi (kestane yemeği) sayılabilir. Tatlılardan ise papa (süt ve un karışımı tatlı), Silohto (hamur tatlısı), Paponi (un ve şekerden yapılan tatlı), Meçavçevi tepsi (cevizli hamur tatlısı),termal tatlısı Yalova’nın diğer lezzetlerindendir.


Nasıl Gidilir?
Yalova, coğrafi konumu itibariyle İstanbul, İzmit ve Bursa illerine yakın bir ildir.
•Bursa Yalova arası yaklaşık 72 kilometre (km) mesafede ve araçla yaklaşık 1 saat kadar sürmektedir.
•Kocaeli Yalova arası yaklaşık 85 kilometre (km) mesafede ve araçla yaklaşık 1 saat 15 dakika kadar sürmektedir.
•İstanbul Yalova arası yaklaşık 177 kilometre (km) mesafede ve araçla yaklaşık 2 saat 45 dakika kadar sürmektedir.
•Sakarya Yalova arası yaklaşık 115 kilometre (km) mesafede ve araçla yaklaşık 1 saat 45 dakika kadar sürmektedir.
•İzmir Yalova arası yaklaşık 396 kilometre (km) mesafede ve araçla yaklaşık 5 saat 15 dakika kadar sürmektedir.


Nerede kalınır?
Yalova bölgesinde hizmet veren otellerin ve diğer konaklama tesislerinin toplam sayısı 13, tesislerin kategorilere göre dağılımı şu şekilde; 6 Termal Otel, 2 Butik Otel, 2 Otel, 1 Tatil Oteli, 1 Kent Oteli, 1 Pansiyon,

   

Yalova Özel 

                                 

BU HAYVANLARI GÖREN ŞAŞIRIYOR

Bu Hayvanları Gören Şaşırıyor

 

Son yıllarda bahçe düzenlemelerinde tercih edilmeye başlayan ağaç köklerinden yapılan hayvan motifleri Yalova'da..! 

Ağaç köklerinden oluşturulan at, geyik gibi hayvan motifleri peyzaj ve bahçe düzenlemelerinde son yıllarda ilgi görmeye başladı. Bahçelerde oluşturulan mekânlara konulan bu motifler salonlarda da kullanılıyor. Düzenleme yapılan alanlara çok farklı bir görünüm kazandıran bu motiflerin istenen boyutta yapılabildiğini de belirten Yalovalı işletmeciler, en çok at ve geyik modeli istendiğinin altını çiziyor. Geniş iç mekânlarda oluşturulan mini bahçelere de bu modeller yerleştirilebiliyor.

 

 

YEDİGÖLLER

Yağlıboya tablo gibi

 

Yedigöller, özellikle sonbaharda tatil yapacakların gözdesi . Ormanlar, göller ve şelalelerle bezenmiş bölge, görsel şöleniyle doğa tutkunlarının ve fotoğraf sanatçılarının ilk tercihi....

Batı Karadeniz'de yer alan ve Milli Park alanı olan Bolu Yedigöller, hiç kuşkusuz sonbahar ve kış mevsiminin en güzel yaşandığı yörelerin başında geliyor. Göllerin kenarında, meşe, kayın, kavak ve köknar ağaçlarının arasında yürüyüş yapmak ve oksijen depolamak isteyenler için bulunmaz bir yer.

 

 

 

  

  

 

 

 

 

 

 

  

  

 

 

Farklı mevsimlerde kendine özgü güzellikler yaşatsa da yörede en etkileyici mevsim ve en şiirsel ortam kuşkusuz sonbahar. Özellikle sonbaharda hazan sarısı yaprakların, toprağı bir battaniye gibi örttüğünü görebilirsiniz.

Yedigöller'e adını veren yedi göl, vadi boyunca yer kaymaları ve vadi önlerinin tıkanmasıyla ortaya çıkan çukurlardan meydana gelmiş. Yüzeysel ve yeraltı akışları ile birbirlerine bağlı bu yedi göl Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl isimleri ile anılıyor.

Göller, çevrelerinde oluşan bitki yapısı itibarıyla ayrı ayrı karakterler taşıyor. Yedigöller'in herkese uygun oldukça kolay bir parkuru var. Burası treking turlarının en bilinen merkez/parkurlarından biri. Parkuru yürüyerek gezmek 2 - 3 saat alıyor. Etraftaki güzelliklere bakmaktan vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Fotoğraf çekmeye meraklı olanlar için birbirinden güzel kareler var. Zaten bölge fotoğraf kulüplerinin ve trekkingcilerin buluşma yeri.

Oltanızı almayı unutmayın

Milli Park alanı olan bölgeye girerken araç ve kişi sayısına göre ücret ödüyorsunuz. Piknik yapmak isteyenler için göl kenarlarında piknik masaları, ocak ve çeşme bulunuyor. Eğer 1 Nisan - 1 Eylül tarihleri arasında gelirseniz oltanızı da yanınızda getirmeyi unutmayın. Bu tarihlerde Deringöl ve Büyükgöl'de balık tutmak serbest. Ancak bu balıklar gölün doğal ortamında yetişmiyor. Yedigöller Alabalık Tesisleri'nde üretilip, oltacılık yapmak isteyenler için göle bırakılıyor.

Gölün hemen üç kilometre ilerisinde Kapankaya Manzara Seyir Yeri bulunuyor. Hava açık olduğunda buradan gölleri ve eşsiz peyzaj güzellikleri görmek mümkün. Doğayla baş başa kalabilmek, günlük hayatın sorunlarından kaçmak, sakin, huzur dolu, romantik bir tatil yapmak istiyorsanız bir hafta sonu Yedigöller'e kaçmalısınız. Ama yanınıza mutlaka yiyecek ve fotoğraf makinası almayı unutmayın.

Nasıl Gidilir?

Eğer otomobille gidiyorsanız ana yoldan Yedigöller'e sapmadan önce deponuzu doldurun. Cep telefonları da Milli Park'ın bazı bölümlerinde çekmiyor. İstanbul- Yedigöller 290 km. Ankara-Yedigöller 200 km.
İstanbul çıkışlı Yedigöller'e gitmek için iki ayrı güzergah kullanabilirsiniz. Bolu şehir merkezinden sonra solda Yedigöller yol ayırımı bulunuyor. Bu yol kısa ama virajlı ve bozuk. Diğer bir yol da Mengen yolu. Mengen yol ayrımından devam edip Mengen'i geçtikten sonra sola Yedigöller yolu ayrılıyor. Sapaktan 48 km olan bu yol uzun olmasına rağmen daha düzgün. Sapaktan itibaren yol yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Özellikle kışın bu yolu kullanmanız daha sağlıklı olur.

Ne Yenir?

Milli Park sınırları içerisinde lokanta tarzı bir yer bulunmuyor. Piknik yapmak için son derece elverişli bu alanda yiyeceklerinizi yanınızda getirmeyi sakın unutmayın. Göl kenarlarında piknik için hazırlanmış ahşap masalar ve ocaklar mevcut.

Nerede Kalınır?

Yedigöller genelde günübirlikçiler için ideal bir yer. Fakat çadır ve kamp kurabileceğiniz gibi Orman Bakanlığı'nın misafirhane ve bungalov evlerinden de faydalanabilirsiniz. Burada toplam 31 yataklı 6 tane bungalov bulunuyor. İçinde şömine ve ocak da olan bu evlerde  kalmak isterseniz, 0312 212 63 00 no'lu Orman Bölge Müdürlüğüne ait telefonu arayabilirsiniz. Hafta sonları talebin çok yoğun olduğunu unutmayın.
Bolu içinde ve yol üzerinde konaklamak ise diğer bir seçenek. Koru Otel: (0- 374) 215 25 28, Köroğlu Otel: (0-374) 212 53 46, Yurdaer Otel: (0-374) 215 29 03, Otel Eratay: (0374) 212 57 01.

 

 

YÖRÜK KÖYÜ

Konaklar Diyarı Yörük Köyü

Safranbolu'nun hemen yanı başındaki Yörük Köyü, Safranbolu kadar ünlü olmasa da; en az onun kadar güzel, hatta ondan daha bakir bir yer.

Yörük Köyü'nün her tarafı kültür varlığı olarak tescillenen eserlerle dolu. Dar sokaklar çevresine sıralanmış irili ufaklı evler ve konaklar, insanı adeta zaman tünelinde yolculuğa çıkarıyor. Köyde en eskisi 450 yıllık olan 93 konak bulunuyor.

 

  

 

 

 

 

       

      

 

 

 

  

 

 

    

 

  

 

 

 

Her biri dönemin lüks konaklarından olan evlerin çoğu dört katlı. Yörük Köyü evleri zemin kat, ahır, hayat, mutfak, kiler gibi bölümlerden oluşuyor. Üst katlarda ise misafir odaları, yatak odaları ve sofalar yer alıyor. Evlerin içine girildiğinde incelikli bir kültürün ürünü olduğunu, duvarlarının her birinin bir anlamı olan figürler ile süslendiğini göreceksiniz. Evlerde iç süslemelere duvar ve tavan kaplamalarına oldukça özen gösterilmiş.

Yabancı yaşayamaz
 
Birçok evde Bektaşi kültürüne ait dinsel motiflere de rastlamak mümkün. Köydeki tarihi konaklardan özellikle Sipahioğlu Konağı'nı mutlaka görün. Halen aile üyelerinin yaşadığı bu konağı 2 YTL karşılığında gezebilirsiniz. Odalardaki perdeler, örtüler ve her türlü eşya aynen korunuyor.

 

Onun dışında köyde 300 yıl önce inşa edilmiş çamaşırhaneyi de gezebilirsiniz. Çamaşırhane harika bir düzenekte kurulmuş. Burası kullanılmıyor ama orijinal kazanlar, yıkama tahtaları ve çivitleri görebilirsiniz.

Yörük Köyü ile ilgili bir ilginç not ise, yabancıya ev satmıyor, hatta kiraya bile vermiyor olmaları.

Nasıl Gidilir?
 
Yörük Köyü İstanbul'a 410, İzmir'e 742, Ankara'ya 225 km uzaklıkta. Ankara- İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak 82 km sonra Karabük'e, Karabük'ten 8 km sonra da Safranbolu'ya varılır. Buradan Kastamonu'ya doğru 11 km sonra bu köye ulaşırsınız.

Ne Yenir?
 
Yörük Köyü'nde, mantarlı, ıspanaklı, kıymalı ve peynirli gözleme çeşitlerinden yiyebilirsiniz. Ayrıca Yörük ayranı ve ev yapımı baklava yemeden de dönmeyin.

Akşam yemeği için Safranbolu'nun içinde restore edilmiş, yöresel yemek yapan ilginç mekanlara da gidebilirsiniz.

Safranbolu bükmesi, kuyu kebabı, cevizli erişte, su böreği, ev baklavası, zerde tatlısı her zaman bulunabilecek yöresel yemeklerden. Köyün girişindeki kilerde de ev yapımı ürünler, reçel, bal, salça, turşu, marmelat, pestil ve baharatlar bulabilirsiniz.

Nerede Kalınır?
 
Yörük Köyü daha çok günübirlik gidilecek bir yer görünümünde. Köyde birkaç pansiyon var ama 11 km ilerisindeki Safranbolu, konaklama yönünden daha elverişli.
Safranbolu'da kalmak için iki alternatifiniz var: Biri şehrin içerisindeki otel ve pansiyonlar, diğeri ise "Tarihi Kent"in içerisindeki eski ahşap evler. Hatice Hanım Konakları: (0 370) 712 75 45 Zalifre Otel: (0 370) 725 47 20 Paşa Konağı (0370) 712 81 53 Sefa Pansiyon: (0370) 712 28 23

 

YUMURTALIK

Adana’nın nefes borusu/akciğeri

 

Antik Kilikya’nın en önemli liman kenti Yumurtalık tarihi eserlerinin yanısıra konumu, tertemiz denizi ve geniş plajıyla bölgenin yükselen turizm merkezi.

Adana’nın Yumurtalık ilçesi binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip. Önceleri denize dar bir alan ile açılan bir körfez kentiymiş. Geniş ve çok güvenli bir liman olmaya elverişli olduğu için binlerce yıl Akdeniz’in en önemli limanlarından olmuş. Bugün de Yumurtalık, hem konumu itibarıyla hem de doğal ve tarihi değerleriyle önem kazanmakta.

Eski adı Ayaş olan ilçede halk hala kendi aralarında bu ismi kullanıyor. Adana bölgesinin sayfiye yeri olarak bilinen Yumurtalık sahilleri Adana'nın sıcağından bunalanların uğrak yeri. Yazın tertemiz denizi ve kumsalı için gelenlerle beraber nüfusu 40 bin civarına yükseliyor. Geniş plajı,  arkasında yemyeşil parkı ve önünde İskenderun tarafından yükselen dağlarla muhteşem bir görüntü sunuyor.

 

 

 

 

 

  

 

 

    

 

      

 

 

 

 

  

Kentte Ayaş Sur ve Kalesi, Kız (Atlas) Kalesi, Süleyman Kule, Marko Polo İskelesi ve deniz mağaraları görülecek yerlerin başında geliyor.

11.yüzyılda piskoposluk merkezi olan o zamanın ismiyle Ayaş’ta biri karada diğeri de limandaki adada olmak üzere iki kale inşa edilmiş. Ortaçağdan kalma Ayaş Sur ve Kalesi, Arapların akınına uğradığı için 15. yüzyıla kadar sıkça yıkılıp yeniden yapılmış. Yumurtalık sahilinde bulunan ve güzel bir manzara oluşturan küçük adadaki kaleye halk Kız Kalesi diyor.  Asıl adı Atlas Kalesi olan bu yapı Ayaş limanında yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmış.

 
Osmanlı Padişahı Kanuni Süleyman zamanında yaptırıldığı için padişahın adını alan  Süleyman Kule, denizden gelebilecek saldırıyı erken haber alabilmek için yapılmış. Dar gözlem pencereleri ile de askeri amaçla yapıldığı belli olan kule “Silahlı Ayaş Kulesi” olarak biliniyor.
Marko Polo 1269 yılında ilk olarak Ayaş’ı ziyaret ettiğinde ayak bastığı iskele var. Marko Polo İskelesi denilen bu yer Roma döneminde yapılmış ve Osmanlı döneminde bile tahıl ticareti yapılan işlek bir limanmış.    

Nasıl Gidilir?

Yumurtalık Adana merkezine 80 km uzaklıkta bulunuyor. Ankara- Yumurtalık 620 km, İstanbul-Yumurtalık arası yaklaşık 1000 km. Karayoluyla İstanbul'dan özel araçla çıkanlar otoban ve duble yol ile Ankara-Aksaray-Ulukışla-Pozantı yoluyla Adana'ya oradan da Ceyhan yoluyla Yumurtalık’a ulaşabilirler.

Ne Yenir?

Yumurtalık’ta da Adana mutfağının özgün yemeklerini bulabilirsiniz. Bol yeşillik, ezme, salata ve  yöreye özgü şalgam suyunun yanında Adana Kebabı burada da çok ünlü.

Nerede Kalınır?

Küçük yıldızlı otellerin yanısıra pansiyonculukta artmış bulunuyor Yumurtalık’ta. Ayaş Otel: 0322 671 46 60.

 



 

 

 

 

 

 

 

  


Türkiye Özel -S-Z Tanıtımı  •  Türkiye Özel -S-Z Fotoğrafları  •  Gezilecek Yerler  •  Alışveriş  •  Eğlence  •  Lezzetler
Konaklama  •  Ulaşım  •  Faydalı Bilgiler  •  Türkiye Özel -S-Z Rehberi  •  Sizden Gelenler

ANA SAYFA
TÜRKİYE GEZİ REHBERİ


 
 
GEZİLECEK YERLER
                 
TATİL YERLERİ   ROTA   DOĞA HARİKALARI   TARİHİN İZLERİ   TARZ
ABANT
ADALAR
AKARCA
AKBÜK
AKÇAY
AKYAKA GÖKOVA ORMAN KAMPI
ALAÇATI
ALANYA
ALTINOLUK
ANADOLU YILDIZLARI
ANTALYA
AVŞA ADASI
AYVALIK
BEHRAMKALE(ASSOS)
BELDİBİ
BELEK
BODRUM
BURHANİYE-ÖREN
BÜYÜKADA-İSTANBUL
ÇANDARLI
ÇEŞME
DALYAN
DATÇA
DEMRE
DİDİM
DİKİLİ
DOĞANBEY
EFES
ERDEK
FETHİYE
FİNİKE
FOÇA
GAZİPAŞA
GÖCEK
GÖKOVA
GÖLCÜK
GÖNEN
GÖYNÜK
GÜMÜLDÜR
KABAKKOYU
KALKAN
KAPADOKYA
KARABURUN
KAS
KAZDAĞLARI
KEKOVA
KEMER
KÖYCEĞİZ
KÜÇÜKKUYU
KUMLUCA
KUŞADASI
MANAVGAT
MARMARA ADASI
MARMARİS
MORDOĞAN
ÖLÜDENİZ
OLYMPOS
ÖZDERE
PAMUKKALE
Burada Reklamınız Yayınlansın
SAFRANBOLU
SEFERİHİSAR
SELÇUK
SERİK
SİDE
SIĞACIK
ŞİLE
ŞİRİNCE
TEOS
TÜRKİYE ÖZEL-A
TÜRKİYE ÖZEL-B-Ç
TÜRKİYE ÖZEL -D-E
TÜRKİYE ÖZEL- F-G
TÜRKİYE ÖZEL -H-İ
TÜRKİYE ÖZEL-K
TÜRKİYE ÖZEL-L-N
TÜRKİYE ÖZEL-O-R
TÜRKİYE ÖZEL -S-Z
ULUDAĞ
ÜRKMEZ
URLA
YEDİGÖLLER
EGE
AKDENİZ
KARADENİZ
MARMARA
ANADOLU

AĞRI DAĞI
BOZDAĞ KAYAK MERKEZİ
BÜYÜK DENİZ GÖLÜ
CİLO BUZUL DAĞI
DALYAN
DÜDEN ŞELALESİ
ESENTEPE KAYAK MERKEZİ
FIRAT VE DİCLE
GALA GÖLÜ
GİDEN GELMEZ DAĞLARI
HARİKALAR SAHİLİ
İĞNEADA SUBASAR ORMANLARI
IHLARA VADİSİ
İNSUYU MAĞARASI
İSTANBUL BOĞAZI
İZTUZU
KAÇKAR DAĞLARI
KAPADOKYA
KARAPINAR ÇÖLÜ
KARTALKAYA KAYAK MERKEZİ
KARTEPE KAYAK MERKEZİ
KELEBEKLER VADİSİ
MAŞUKİYE
NEMRUT DAĞI
ÖLÜDENİZ
PALANDÖKEN KAYAK MERKEZİ
SAKLIKENT
SALDA GÖLÜ
SULTAN SAZLIĞI
test12
TORTUM ŞELALESİ
VALLA KANYONU
YERKÖPRÜ ŞELALESİ
APHRODISIAS
ASPENDOS
EFES
HATTUŞAŞ
HIERAPOLIS
İSHAK PAŞA SARAYI
KEKOVA
KIZ KULESİ
MERYEM ANA
MEVLANA MÜZESİ
MİDAS ANITI
MİLET
PERGAMON
PERGE
SAGALASSOS
SÜMELA MANASTIRI
TROY
YAZ KIŞ DOĞA DENİZ YAYLA DAĞ MAĞARA BOTANİK KUŞ GÖZLEMCİLİĞİ ROMANTİK EĞLENCE HAVA SPORLARI SU SPORLARI SÖRF DALIŞ GOLF TEKNE TURU YATÇILIK TARİH İNANÇ SAĞLIK KONGRE FUAR

KONAKLAMA
AĞAÇ EVLER OTEL PANSİYON TATİL KÖYÜ ÇADIR KAMP

                REKLAM AJANSI